30 Ocak 2009 Cuma

Edirne F tipinde Kürtçe yasağı

EDİRNE (29.01.2009)- Adalet Bakanı, “hapishanelerde sorun yok” diye dursun, keyfi uygulamalar ve hak gasplarına her gün bir yenisi daha ekleniyor. Edirne F Tipi Hapishanesi'nde tutsaklara Kürtçe konuşma yasağı uygulanıyor.

Kürtçe konuşma yasağı yok” diyen Adalet Bakanı'nı yalayan Av. Asya Ülker, Edirne F tipi'nde Kürtçe konuşma yasağının uygulandığını belirtti. Ülker, hapishanedeki aramaların çok kötü şekilde yapıldığını, hücrede bulunan defter ve tutsakların yazılarına el konulduğunu kaydetti. 'İdeolojik görülen' yazılar nedeniyle tutsaklara sık sık keyfi disiplin cezaları verildiğini aktardı.

Av. Ülker, Edirne F Tipi Hapishanesi'nde aile ve avukat görüşlerinde, revire götürülmeleri esnasında, tutsakların rencide edici muamelelere maruz kaldıklarını, arama noktalarında kemerlerinin çıkarıldığını, fermuarlarının açtırıldığını ve bu uygulamanın iki aydır devam ettiğini söyledi.

Ülker, tutsaklara hücrelerinden çıkarılmadan önce fermuarlı pantolon giymemeleri, bunun yerine eşofman giymeleri istendiğini ifade etti. Ülker, karşı çıkan tutsakların ise aile ve avukat görüşlerine çıkartılmadığını vurguladı.

Kaynak: Atılım

25 Ocak 2009 Pazar

Mapusane Mektubu

Yakınınız düşmüşse size de geliyordur; ben sık sık mektup alırım cezaevlerinden.
Yalnızca cezaevlerinden yola çıkılarak yazılabilir bu memleketin tarihi. Metris'in, Ulucanlar'ın, Diyarbakır Askeri Cezaevi'nin ve bütün cezaevlerinin tarihinde hayatımızı hücre cezasına çeviren karanlığın uğultusu en açık işitilir. Oralarda zulüm en çıplak haliyle yaşatılır.
Mapusluk, bu toprakların zengin bir kültürel öğesidir. Sıla gibi. Gurbet gibi. Yerleşik bir adalet sisteminin ceza uygulamasından çok öte bir anlam iklimini barındırır. Halk edebiyatının bereketli bir motifi olmakla kalmaz. Şehirli orta sınıfın da, soğukkanlı bir mesafe kurmaktan aciz bırakıldığı bir durumdur. Çoluk çocuk dahil, bu topraklarda yaşayan kimse mapusluk öykülerine yabancı değildir. Toplumsal merdivenin en üst basamaklarında oturanlar dahi bir kader gibi mapus damlarından geçmiş, bu durumu iktidarın doğal aidatıymış gibi sineye çekmiştir. Hapis yatmak, öncelikle hayatın cilvesi, kader, tesadüf, kem talih gibi algılanır. İlk elde akla suçu getirmez. Kader kurbanları toplumu. Herkesin evinin bir köşesinde; süslü bir vitrinde duran ya da arabaların ön camında sallanan boncuktan kuş bibloları. Ceplerde çekirdek tespihler. Mapusanelerden el emeği göz nuru, hazin sabır eserleri.
Orada yaşatılanlara kulak vermek zorundayız.
Bugün sizinle Buca F Tipi Cezaevi'nden gelen bir mektubu paylaşmak istiyorum. Zana Mazak yazıyor. Biraz kısaltarak aktarıyorum:
"Yaklaşık 11 yıldır cezaevindeyim... Yanlış hatırlamıyorsam 2002 yılından beri bahşedilen bir hakla haftada 10 dakika ailelerimizle telefonda konuşabiliyoruz. 1 Ekim 2006'ya kadar Kürtçe konuşanla Kürtçe, Türkçe konuşanla Türkçe konuştuk. Herhangi bir yasak veya sınırlamayla karşılaşmadık. Ancak her ne olduysa tam da 1 Ekim 2006 günü telefonda Kürtçe konuşmamız yasaklandı. Cezaevi yetkilileri ailelerimizle Kürtçe konuşabilmemiz için bir dilekçeyle Türkçe bilmeyen yani Kürtçe konuşanların isim ve adres-lerini bir dilekçeyle bildirmemizi istediler... Bu isteme cevabımızın ne olduğuna geçmeden önce bu mevzuatın yasal düzenlemelerini sizinle paylaşmak isterim...
1 Haziran 1995'te yürürlüğe giren Ceza İnfaz Yasası'nın İnfazda Temel İlke başlıklı 2. maddesi, (1) Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kurallar hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefi inanç, milli veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal koşulları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanır.
(2) Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz.
CİY Madde 66- (1) Kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler, tüzükte belirlenen esas ve usullere göre idarenin kontrolündeki ücretli telefonlar ile görüşme yapabilirler. Telefon görüşmesi idarece dinlenir ve kayıt altına alınır. (....)
Dikkatinizi çektiği gibi temel ilke niteliğinde olan yasa maddesinde 'Dil, ırk, milliyet' ayrımı yapılamaz, 'aşağılayıcı, onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz' deniliyor. Telefon açma hakkımızı düzenleyen maddede her ne kadar 'tüzükte belirlenen esas ve usul' denilse de telefonda kullanılacak dile özel bir vurgu yok. Zira olsaydı temel ilke maddesi boşluğa düşecekti.
Şimdi tüzük maddesine geleyim ve ondan sonra derdimizi izaha çalışayım.
Madde-88) Telefon görüşmeleri Türkçe yapılır. Ancak hükümlünün Türkçe bilmemesi veya görüşeceğini bildirdiği yakınının mahallinde yaptırılacak araştırma ile Türkçe bilmediğinin tespit edilmesi halinde konuşmanın yapılmasına izin verilir ve konuşma kayda alınır. (....) (20.03.2006 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giren Cezaevi İç Tüzüğü Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük)
Benim/bizim bildiğim(iz),
yasa hükümleri tüzük hükümlerinden üstündür.
Tüzükler yasalara aykırı olarak düzenlenemezler. Tüzük ile yasa çeliştiğinde yasa hükmü uygulanır.
Yasalar ile tüzüklerin niteliğini bir tarafa bırakalım. Bu ülkeyi yönetenler pratikteki tüm inkârcılıklarına rağmen mevzu her açıldığında Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit vatandaşı olduğunu, hiçbir ayrıma tabi tutulmadıklarını söylerler. Bir an için on binlerce insanımızın ölümüne sebep uygulamaları bir yana bırakalım, 5-6 aydır ailelerimizle Kürtçe konuşmamızın yasaklanması, eşitliğe aykırı, ayrımcı bir uygulama değil mi? Bunu da bir tarafa bırakalım, 'mahallinde yaptırılacak araştırma' ile ailelerimiz/akrabalarımızın karakollara çağrılarak, polis jandarma ekiplerince ailelerimiz/akrabalarımızın kapısına dayanarak Türkçe bilip bilmediklerinin sorgulanması aşağılayıcı bir uygulama değil mi?
Mahallinde araştırma nasıl yapılıyor, biliyor musunuz? Türkçe bilmeyen aile ve akrabalarımızın isim ve adresi isteniyor. Bu ayrımcı, aşağılayıcı uygulamayı kabul edersek savcılık adresin sorumluluk alanına göre asker veya polise talimat veriyor.
Talimatı alan asker veya polis ismini verdiğimiz (ya da Türkçe bilmediğini ihbar ettiğimiz) yakınımızı ya karakola çekip sorguluyor veya cemse veya polis minibüsü ile kapıya dayanıp Türkçe bilip bilmediklerini sorguluyor. Veya en iyi ihtimalle -cezaevi yetkilileri uygulamayı savunmak adına öyle diyor- mahallenin muhtarına, bakkalına, apartman yöneticisine, bizimkilere çaktırmadan sorup mahallinde araştırmasını yapıyor.
Düşünün, 50-60 yaşındaki bir anne/baba karakolda sorguya alınıp dil bilip bilmediği öğrenilmeye çalışılıyor. Düşünün; Diyarbakır'ın bir mahallesindesiniz, gündüz vakti bir polis otosu kapınıza dayanıyor ve onca insanın içinde sizi sorguluyor.
Düşünün, mahallenin muhtarı, binanızın yöneticisi veya mahallenizin bakkalından polisin sizi soruşturduğunu öğreniyorsunuz. Düşünün, Hakkâri'nin ücra bir köyündesiniz ve iki-üç cemse panzerler eşliğinde köyünüze geliyor ve Türkçe bilip bilmediğiniz sorgulanıyor.
Düşünün, neyse bu kez düşünmeyin; şöyle diyeyim, 10-11 yaşında bir yeğenim var ve onunla hep Türkçe konuşuyorum ama varsay ki Türkçe bilmiyor deyip dilekçe verdim, bu çocuğun karakola çağrılıp sorgulanması veya polisi/askerin kapımıza dayanıp Türkçe bilip bilmediğini sorgulamasını kendime, aileme, o sabiye nasıl izah ederim. Aklım, vicdanım almıyor, algılamıyor...
5-6 aydan beri Adalet Bakanlığı, Başbakanlık, TBMM, İHD vb. başvurmadığımız resmi, gayriresmi makam kuruluş kalmadı. İHD ve ÇHD gibi STK'lar dışındakilere yani uygulayıcı resmi kurumlara bir türlü derdimizi anlatamadık."
On yıllardır dayatılan seferberlik hali, bu toplumun duyarlıklarını törpülemiştir. Soğukkanlı bir dille tartışır gibi yaptığımız, adına bin bir güçlükle Kürt sorunu dediğimiz hayatımızın açmazını bir de buradan okumaya var mısınız?
Yaratıklar, itoğlu itler bir de utanmadan nelere itiraz ediyor, diye kös dinleyenlerdenseniz korumaya ant içtiğiniz Cumhuriyetiniz size hayırlı olsun.
Ama bir halka, etnik kimliğine dayanarak zanlı muamelesini reva gören; cezalıya esir, yakınlarına rehinmiş gibi davranmakta bir beis görmeyen anlayışın bizi getirmiş olduğu nokta sizi de kaygılandırıyorsa, cezaevlerinden gelen mektuplara kulak vermelisiniz.
Onlar, aslında hepimize bizim hikâyemizi anlatıyor.

Yıldırım Türker - 19 Mart 2007

Kaynak: Radikal

İHD HAPİSHANELER RAPORU (Eylül 2008 - Ocak 2009)

CEZAEVLERİNDE YAŞANAN SORUNLAR DEVAM EDİYOR. ADALET BAKANI SORUN YOK DİYOR.

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, cezaevlerinde yaşanan hukuk dışı ve keyfi uygulama iddialarının gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek, cezaevlerinde sohbet hakkı dahil hiçbir sorunun olmadığını iddia etti. Şahin, 45/1 Nolu genelgenin bütün cezaevlerinde uygulandığını savundu.

Bize yapılan başvurular Adalet Bakanı Şahin’in söylediklerinin tam tersini göstermektedir.
• Genelgede yer almamasına rağmen, Kürtçe konuşma yasağı devam etmektedir. Kürtçe konuşulduğunda da telefon ve ziyaretçi görüşü engellenmektedir. Kürtçe konuşanların Türkçe bilmediğini ispatlaması istenmektedir.
• Cezaevlerinde yayınlanan (45/1) genelgeye rağmen tutuklu ve hükümlülerin ortak alanları kullanamadığı ve cezaevi idaresiyle yapmak istedikleri görüşmelerin sürekli olarak engellendiği belirtilmektedir.
• Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde hükümlü bulunan Tahir Laçin, Erol Zavar, Ali Gülmez, Zeynel Karabulut ve Ercan Akpınar; “Adli tutukların, siyasi tutuklulara ağır küfürler edip, 'Kürtlere ölüm' sloganı atıp, siyasilerin hücrelerine havalandırmadan cam eşyalar ve kaynar su attıklarını, insan onurunu kırıcı hareketlerde bulunduklarını ” belirtmektedirler.
• Cezaevlerinde genel aramalarda ciddi hak ihlalleri yaşanmaktadır.
• Diğer cezaevlerinde 45 günde bir yapılan genel aramaların Kırıkkale F Tipi Cezaevi'nde 15 günde bir yapılmaktadır.
• Tutuklulara basit nedenlerle çok sayıda disiplin ve hücre cezası verilmektedir. İdarenin verdiği panoya yine kendi denetimlerinden geçen bir fotoğrafı asmak saldırı ve disiplin cezası nedeni olabilmektedir.
• Cezaevlerinde haftalık gazete ve dergilere sansür uygulanmaktadır. Bolu F Tipi Cezaevi’nde Mehmet Kulaksız’ın bulunduğu hücredeki gazete eklerine el konulmuştur.
• Cengiz Kahraman’ın, derneğimizin düzenlemiş olduğu Çember konulu fotoğraf ve resim sergisine göndermek istediği 3 adet resmine idare tarafından el konulmuştur.
• Kırıkkale F Tipi Cezaevi’nde bulunan tutuklu ve hükümlülere uzun süredir çeşmeden içme suyu verilmemektedir. İçme suyunu kantinden satın almak zorunda kalan tutuklu ve hükümlüler aylık ortalama 50 YTL su parası ödemektedir.
• Yaşlı ziyaretçiler girişte göz retina taraması sırasında cihazı kullanmakta zorlandıkları için ziyarete geç kalmaktadırlar.
Cezaevlerinde yaşanan sağlık sorunları ve tedavi engelleri giderek artmaktadır. Basit hastalıklar bile kronik hale gelmektedir.
Ulusal Verem Savaş Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Zeki Kılıçarslan, hapishanelerin verem hastalığı konusunda önemli yerler olduğunu söyleyerek, "Buralarda tüberküloz ile mücadele ciddi bir sorun. Nakillerde, hastaların tedavisinde değişiklikler olabiliyor. Nakil olan hastalar yeterince takip edilemiyor. Hapishanelerdeki tüberkülozla mücadele konusunda bir çalışma grubu oluşturulması gerekir" demiştir.
• Yemeklerin kalitesiz, suyun sağlıksız olmasının ağır sağlık sorunlarına davetiye çıkardığı tutuklu ve hükümlüler tarafından belirtilmektedir.
• Cezaevinde kadrolu doktor olmadığı için geçici görevlendirmeyle gelen doktorların haftada iki gün gelmesi, araya resmi tatiller girince tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetlerinden faydalanması zorlaşmaktadır.
• Tutuklu ve hükümlülerden ağır sağlık sorunları olanların acil hastaneye götürülmesi gereken durumlarda bile bir ağrı kesici verilerek hücrelerine geri gönderilmektedirler.
• Tutuklu ve hükümlülere reçetelerine yazılan ilaçlar tam olarak verilmemekte, özellikle ağrı kesici ve vitaminler bu kapsamda tutulmaktadır.
• Revire çıkabilen tutuklu ve hükümlülere de rahatsızlıklarının “psikolojik” olduğu söylenerek ya da bir aspirin verilerek geri gönderilmektedir.
• Uzun süreli takip edilmesi gereken rahatsızlıkları bulunan tutuklu ve hükümlüler hiç hastaneye götürülmeyerek tedavileri engellenmekte, gidebilenlerde tedavi kelepçeli ve askerlerin odada bulunması dayatılmaktadır. Bu uygulama reddedildiğinde genelde doktorun odasından zorla çıkartılmaktadırlar.
• Cezaevlerinde artan disiplin cezalarını AİHM’e taşıyan tutuklu ve hükümlüler bu konuda sonuç almıştır. AİHM, başvuru yapan hükümlü Ali Gülmez’e Türkiye’nin tazminat ödemesi kararını vermiştir. Ve Cezaevlerinde yaşanan disiplin cezalarına dönük Türkiye’den görüş istemiştir. Bizler biliyoruz ki AİHM’in bu konuda sonucu olmasına rağmen halen cezaevlerinde disiplin cezası uygulaması devam etmektedir.

İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi Cezaevi Komisyonu olarak, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin takipçisi olacağımızı bir kez daha vurguluyor, kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz.


İHD Ankara Şubesi Cezaevi Komisyonu

15 Ocak 2009 Perşembe

Hapishanede 4 ay bir cana maloldu.

Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından 2005 yılında Lösemi teşhisi konulan ve 2008 Şubat ayında tutuklanarak tedavi süreci kesintiye uğratılan 19 yaşındaki Gurbet Mete tahliyesinden 6 ay sonra hayatını kaybetti.

Lösemi hastası olduğu bilindiği halde, tutuklu bulunduğu süre zarfında tedavisinin engellendiği belirtilen Gurbet Mete'nin; Diyarbakır E Tipi Hapishanesi'ndeki 4 aylık tutukluluğun ardından, hastalığı ölümcül aşamaya ulaştıktan sonra tahliye edilmesi hapishanelerde ölümü bekleyen tutsakları bir kez daha gündeme getirdi.

Hapishanelerde hala çok sayıda kişinin ölümcül hastalıklarla boğuşmakta olduğu ve tedavi için gerekli koşullara sahip olmadıkları için her an hayatlarını kaybedebilecekleri biliniyor.

12 Ocak 2009 Pazartesi

Mahkuma dilekçe yüzünden dayak

MUĞLA'nın Dalaman İlçesi’ndeki Yarı Açık Tarım Cezaevi’nde, mahkumlardan Çetin Eryıldız’ın, Yargıtay'a göndermek istediği dilekçesini kabul etmeyen infaz koruma memuru R.B. tarafından dövüldüğü iddia edildi. R.B. hakkında soruşturma açılırken, hastanede tedavi gören mahkum Eryıldız, güvenlik gerekçe gösterilerek Dalaman Yarı Açık Tarım Cezaevi’nden, Fethiye Kapalı Cezaevi’ne nakledildi.
Denizli'de bir kişiyi öldürmekten 20 yıl, başka bir kişiyi yaralamaktan 2 yıl 10 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılan Çetin Eryıldız, cezasının 6 yılını kapalı cezaevinde tamamladıktan sonra iyi hali gözönünde bulundurularak Dalaman Yarı Açık Tarım Cezaevi’ne nakledildi. Eryıldız, hüküm tarihinden sonra çıkan yasalara göre, açık cezaevlerindeki senelik izinlerden yararlanmak için Yargıtay’a dilekçe yazdı. Cezaevinde kalan 14 yılı üzerinden, yılda 2 gün izin hakkı talebini içeren dilekçesini infaz koruma memuru R.B.'ye ileten Eryıldız, cevabı beklemeye başladı. Mahkum Eryıldız, bir süre sonra memur R.B.'ye dilekçesinin neticesini sordu. İddiaya göre, yanlış yazıldığı için dilekçeyi Yargıtay’a göndermediğini söyleyen R.B. ile mahkum Eryıldız arasında tartışma çıktı. Dilekçenin gönderilmesini, eğer yanlışsa bunun kendisine resmi yazıyla bildirilmesini isteyen mahkum Eryıldız’ın, “Bana işimi mi öğreteceksin” dediği iddia edilen memur R.B. tarafından dövüldüğü öne sürüldü. Kavganın diğer memurların araya girmesiyle yatıştırıldığı belirtildi. Dalaman Devlet Hastanesi’ne kaldırılıp tedaviye alınan mahkum Eryılmaz’ın, şikayetçi olması üzerine infaz koruma memuru R.B. hakkında soruşturma başlatıldı. Eryıldız, güvenlik gerekçesiyle Dalaman Yarı Açık Tarım Cezaevi’nden, Fethiye Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi.
Fethiye Cumhuriyet Başsavcısı Akif Celalettin Şimşek, “Mahkumun gözüne yumruk atan memura hemen soruşturma açtık. Konuyu detaylı şekilde inceleyip gerekeni yapacağız” dedi.(dha)

Kaynak: Radikal

26 Aralık 2008 Cuma

Hapishanelerde bir ölüm daha...

Ferizli L Tipi Hapishanesi'nde cinayet zanlısı olarak tutuklu bulunan Fatih Kolbasar, mahkemede duruşmaya çıkacağı günün sabahı odasında ölü bulundu. Ölüm tutanağında, Fethi Kolbasar'ın ağzında çorap bulunduğu, elleri ve ayaklarının bağlı olduğu ifadeleri yer alırken bu durumdaki bir kişinin nasıl olup da kendini astığı merak konusu oldu.

Ferizli L Tipi Hapishanesinde 16 Aralıkta kendini asarak intihar ettiği öne sürülen Fatih Kolbasar'ın ağabeyi, kardeşinin ölümünün şüpheli olduğu gerekçesiyle savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Ağabey Recep Kolbasar, Ferizli Adliyesi önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, cinayet iddiasıyla 7 aydır hapishanede tutulan kardeşi Fatih Kolbasar'ın (31) cesedinin, 16 Aralıkta tek başına kaldığı odada çamaşır ipiyle pencere demirine asılı halde bulunduğunu öne sürdü.

Kardeşinin ölümünün şüpheli olduğu gerekçesiyle Ferizli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını kaydeden ağabey Recep Kolbasar, en son Kurban Bayramı'nda ziyaret ettiği kardeşinin moralinin çok iyi olduğunu ve 17 Aralıkta çıkacağı mahkemeyi beklediğini bildirdi.

Kardeşinin işlemediği bir cinayetten dolayı 7 aydır tutuklu bulunduğunu iddia eden Recep Kolbasar, şu görüşleri dile getirdi:

''Kardeşimin ölüm tutanağı baştan sona çelişkili. Olayın çeşitli yorumlara açık bir ölüm olduğu belli. Tutanakta, kardeşimin ölümünden 2 gün önce bileklerini keserek intihara teşebbüs ettiği, bu nedenle tedavisi için hastaneye kaldırılıp orada bir akşam yattıktan sonra tekrar cezaevine getirildiği belirtilmiş. Tutanağa göre kardeşim, intihar teşebbüsünden uzak kalabileceği cezaevindeki tek keşilik başka bir odaya alınmış. Bu odada metrelerce uzunlukta çamaşır ipinin ve bandajın bulundurulması, intihara teşebbüs edecek kişinin teşebbüsüne mani olmak mıdır, yoksa yardımcı olmak mıdır?''

Tutanakta kardeşinin ayaklarını, ellerini kendisinin bağladığının anlatıldığını ifade eden Recep Kolbasar, ''Kardeşimin ölümü baştan sona şüpheli. Bu konunun araştırılması için savcılığa suç duyurusunda bulunduk'' diye konuştu.

Açı doyurun, hastayı ziyaret edin, esiri özgür bırakın.

26 Aralık 2008 günü, Kartal H Tipi Hapishanesi'nde kalan adli tutsakların yakınları isyan etti. Hapishanenin üç yüz metre kadar ilerisinde açıklama yapan tutsak yakınları, çevrede bulunan bir elektrik direğine kendini zincirledi.
"Kader mahkumlarına afff","Başbakan sözünü tut. Cezaevi resort doldu. Müşteriler memnun değil.", "Açı doyurun. Hastayı ziyaret edin. Esiri özgür bırakın" yazılı dövizler taşıyan biri kadın dört protestocu sessiz eylem gerçekleştirdi. Protesto eyleminin; öfkesini ve istemlerini genellikle sokakta duyurmaktan kaçınan adli tutsakların yakınlarınca gerçekleştirilmiş olması ayrıca dikkat çekti.
Hapishanelerde yatacak yer sıkıntısı nedeniyle mahkumların nöbetleşe uyuduğunu, yemeklerin iki öğün verildiğini, kadın ziyaretçilerin elbiselerinin çıkartılarak üzerlerinin arandığını belirterek, hapishanelerdeki tüm mahkumlar için af talep eden eylemciler; özgürlüğün tüm insanlar için bir hak olduğunu vurguladılar.
Eylem alanında geniş tertibat alan polis, eylemcileri direğe bağlayan zincirleri demir makasıyla kestikten sonra dört tutsak yakınını da gözaltına aldı.

Not: Eylemciler konuyla ilgili bir de imza kampanyası düzenliyorlar.

19 Aralık 2008 Cuma

19 Aralık… Ya da Hiç Düşmeyen Takvim Yaprağı
















Söz bitti…

Aynı koca yörüngeyi tam sekiz kez turladı dünya. İki bin sekiz yüz altmış bir kez doğdu güneş; yine de üzerimize çöken karanlığı aydınlatamadı hala.
Sekiz yıl… Sekiz metre kare… Yirmi dört saat beton… Yüz yirmi iki cenaze töreni… Kiminin bütündü otuz kiloluk bedeni, kiminin tanınmaz halde…
Sekiz yılda acının dokuz yüz yetmiş altı kez en derinine inildi. Beş bin yedi yüz yirmi iki kez sayım verildi. Tek sıra, hazırol’a geçilsin istendi. Geçilmedi…
Kadın ve erkek bedenlerine kaç cop, kaç tekme, kaç yumruk indirildiğini hesaplamadı kimse.

Söz bitti…

19 Aralık hakkında sekiz yılda binlerce kez aynı şeyler söylendi: ”Hayata döndürdük” dendi. “Devletin şevkatli elleri” dendi. “Sahte oruç kanlı iftar” dendi. “Devlet teröristle pazarlık etmez” dendi. “Kendilerini yaktılar” dendi… “Az kaldı… Kökünü kazır bitiririz elbet” dendi.
Bitmedi…

Evet 19 Aralık hakkında binlerce kez aynı şeyler söylendi: “Ölürüz ama teslim olmayız” dendi. “Yaşananlar düpedüz vahşetti” dendi. “Çocuklarımızı öldürtmeyiz” dendi. “Artık yeter!” dendi. “Artık yeter!” dendi.
Ar-tık ye-ter!” dendi.
Yetmedi…

Söz…19 Aralık üstüne söylenebilecek her şey söylendiği için değil… söylenebilecek hiçbir şey yaşananları anlatmaya yetmeyeceği için… bitti.

Beş yüz gün bilfiil açlık… Yanık insan eti kokusu… Parçalanmış beden… Kırılmış göğüs kafesi… Kopmuş kulak… Kafatasına gömülmüş şarapnel parçası… İnsanları daha sıkı kapatmak için yıkılan hapishane duvarları…

Söz bitti: Çünkü 19 Aralık, hiçbir dilde karşılığı bulunmayan bir doz aşımıdır: Süslenmemiş, inceltilmemiş, su katılmamış şiddettir… Kemiği eriten ateş… G3 mermisi… Gaz bombası… İş makinasıdır!
Falakadır 19 Aralık… Künt kafa travmasıdır… Fiili livatadır…
600 canlı cenazedir. Kafaya bastırılan postal, bileğe oturtulan kelepçe, mideye sokulan yemek hortumudur. Zihinden çekilip alınan hafızadır en çok…

19 Aralık bitkisel hayata dönüştür. Toplumsal terbiyedir… Emir komuta zinciridir.
Göz dağıdır…
Göz bağıdır…
Vicdani kuraklıktır!
19 Aralık vahşettir… Dehşettir…
Evet evet kuşkusuz ki devlettir…

Tarih: 19 Aralık 2000. Saat: Sabaha karşı dört…
Söz bitti… Zaman dondu…
Yirmi'sine bağlanamadı hala ayın on dokuzu…

Sonbahar



























Sonbahar 19 Aralık'ta gösterime giriyor....

26 Kasım 2008 Çarşamba

Yunanistan Hapishanelerinde Açlık Grevi

Yunanistan cezaevlerinde 7000'den fazla tutuklunun katıldığı 18 günlük açlık grevi, Adalet Bakanlığı'nın taleplerin bir kısmını kabul etmesiyle, 20 Kasım 2008, Cuma günü sona erdi. Bakanlık, 2009 Nisan'ında cezaevlerindeki tutukluların yarısını serbest bırakacağı sözünü verdi.

20 Kasım 2009 Perşembe günü, Yunanistan Cezaevleri'ne dair 45 maddelik kapsamlı bir cezaevi reform programına dair taleplerinin gerçekleştirilmesi amacıyla açlık grevine başlayan 7000in üzerinde tutuklunun mücadelesi ve cezaevlerinin dışındaki dayanışma hareketlerinin pek çok şehirde düzenlediği kitle yürüyüşlerinin karşısında, Adalet Bakanlığı'nın eylemcilerin taleplerinin çoğunu kabul etti ve gelecek Nisan'da tutuklu sayısının mevcut olan 12.315'ten, 6.815'e indirileceğini, böylelikle cezaevlerindeki tutuklu sayısının yarı yarıya azaltılacağını açıkladı.

Bakanlığın ayrıntılı açıklaması:

1) Herhangi bir suçtan ötürü, 5 yıla kadar mahkum edilmiş olan tüm insanlar; -uyuşturucu ile ilintili olan suçlar dahil- suçlarını para cezası ile tamamlamış sayılacaklar. Ancak bu karar mahkeme jürisi para cezasının gelecekte aynı nedenlerle suç işlemesini engelleyemeyeceğini düşünerek verilmiş olan -özel kararlara- etki etmeyecek.

2) En düşük bir günlük para cezası hükmünün tutarı olan 10 euro; 3 euro'ya düşürülmüştür, Jürinin şartlı tahliye için olan günlük cezası da jüri kararıyla 1 euro'ya düşürülmüştür...

3) Hapis cezası 2 yıla kadar olanlardan 5'te 1'ini tamamlayanlar ve 2 yıldan daha fazla ceza almış olup 3'te 1'ini tamamlamış olanlar herhangi başka bir kaideye tabi olmadan serbest bırakılacaklar...

4) Şartlı salıverilme ve uyuşturucu suçlarında, yatılan cezanın asgari limiti 3/5'e düşürüldü. 3459/2006 sayılı kanun (23 ve 23 maddeleri) nedeniyle ceza alanlar bu uygulamadan faydalanamayacak.

5) Mahkeme süresince tutukluluk hali süresi 18 aydan 12 aya indirildi, ceza süresi 20 yıldan fazla olanlar bu uygulamaya tabi olmayacak.

6) Yıllık cezaevi dışı izni 1 gün artırıldı. 3459/2006 sayılı kanunla cezalandırılan uyuşturucu suçlarından tutuklu bulunanlar bu iyileştirmeden faydalanamayacak. 9/2006.

7) Disiplin cezaları birleştirilecek.

8) Uyuşturucu kaçakçılığı hakkındaki 2004/757 nolu Avrupa Konseyi kararının yerel yasalara entegrasyonu tamamlanacak.

9) AIDS, prostat, tetrapleji ve kronik tüberkülozdan muzdarip tutukluların sağlık durumları nedeniyle salıverilmeleriyle ilgili uygulamalar genişletilecek.

Bakanlığın kabul etmediği talepler:

1) 5 yıldan uzun olan hapis cezalarının, özellikle de kriminal olmayan suçlardan cezası bulunan 6700 tutuklu için, paraya çevrilmesi.

2) Çocuk hapishanelerinin lağvedilmesi

3) Birikmiş disiplin cezalarının iptal edilmesi.

4) Mahkeme sırasında 18 aylık tutukluluk halinin pek çok suç için kaldırılması.

5) İzin günü sayısında tatmin edici genişletmeler.

6) Cezaevi barınma ve transfer koşullarında acil iyileştirmeler yapılması.

7) Adalet bakanı ile Tutuklular Komitesi arasında bir toplantı düzenlenmesi.

Tutuklular Komitesi'nin yaptığı açıklama:

Adalet Bakanlığı tarafından parlamentoya gönderilen değişiklik tasarısı; isteklerimizin bir kısmını içeren biçimiyle kabul edildi. Başbakan, mevcut tutukluların duyurulan oranında derhal salıverilmesi üzerine verdiği sözleri somutlaştırmalı ve taleplerimizin bütünüyle ilgili somut adımlar atmalıdır. Biz tutuklular, bu iyileştirmeleri, mücadelemiz ve toplum tarafından gösterilen dayanışma sayesinde atılan bir ilk adım olarak görüyoruz. Yine de henüz bütünüyle sorunlarımızı çözmekten uzak bu değişiklikler. Müadelemizi her şeyden önce onurumuz için sürdürmeliyiz. Ve onurumuzu hiçbir bakana, hiçbir aldatmaya hediye olarak sunacak değiliz. Hiçbir keyfi uygulamaya, intikamcı cezaevi transferine ve disiplin suçu terörüne göz yummayacağız. Dimdik ayaktayız ve ayakta kalmaya devam edeceğiz. Parlamentonun yatılan ceza hususundaki 4/5 oranını tamamen kaldırmak, birikmiş disiplin suçlarının hapis cezasına eklenmesini iptal etmek, izin günü saysıında gerçek bir genişleme sağlamak ve bütün kategorilerdeki tutukluların şartlı salıverilmisini mümkün kılmak üzere harekete geçmesini talep ediyoruz. Dahası, halihazırda adalet bakanlığı tarafından kabul edilen cezaevlerindeki şartları iyileştirme yönündeki (çocuk hapishanelerinin lağvedilmesi, uyuşturucu bağımlıları için terapi merkezlerinin kurulması, hapis cezasına karşılık sosyal hizmetlerde çalışma uygulaması, cezaevlerindeki hastane hizmetlerinin geliştirilmesi, tutukluların durumunu iyileştirecek Avrupa yasalarının yunan yasalarına entegrasyonu, vb.) taleplerin kısa sürede yasalaşmasını istiyoruz. Son olarak, her ne sebeple olursa olsun bizimle birlikte direnen dayanışma hareketine dahil olan her bileşen, parti, siyasi çevre ve militana teşekkürlerimizi iletiyoruz ve bu insanlık dışı çöplüklerin yok edilmesi için, tüm taleplerimiz kabul edilene kadar mücadeleye devam edeceğimizi duyuruyoruz.

Libcom.org | Atina Indymedia


Kaynak: http://istanbul.indymedia.org/news/2008/11/251029.php

15 Kasım 2008 Cumartesi

Bu Yıl Cezaevlerinde 26 İnsan Öldü


İnsan Hakları Derneği'nin (İHD) Ocak-Eylül 2008 arasını kapsayan cezaevleri raporuna göre, bu dönemde derneğe gelen her 10 hak ihlali başvurusundan biri, işkenceyle ilgili. Tecrit nedeniyle 46, Kürtçe konuşmanın ve haberleşmenin engellenmesiyle ilgili 171 başvuruBağlantı var.

Bu dönemde cezaevinde ya da cezaevinden sağlık nedenleriyle çıkarıldıktan hemen sonra ölen insanların sayısıysa 26. Aralarında Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Kuddusi Okkır, Siirt'te ölen Ali Çekin de var. Listeye en son eklenen ad, Metris Cezaevi'nde yapılan işkenceden sonra 10 Ekim'de hastanede ölen Engin Çeber.

Toplam 2 bin 110 başvuru

Derneğin merkezine ve 29 şubesine, bu dönemde cezaevlerinden gelen hak ihlali başvuru sayısı 2 bin 110. Bunların dağılımı şöyle:

Cezaevlerinde işkence ve kötü muameleye maruz kalanlar: 238
Sağlık hakkı ihlali: 370
Beslenme, ısınma ve fiziki koşullardan doğan ihlaller: 44
Disiplin soruşturmaları nedeniyle yaşanan ihlaller: 918
Kürtçe konuşma ve haberleşme önündeki engeller: 171
Sevk uygulamaları konusunda yaşanan ihlaller: 30
Keyfi uygulamalar (kitap, mektup vb. Yasaklamalar): 181
Tecrit (45/1 numaralı genelge ve uygulaması): 46
Diğer ihlaller: 112

Kaynak: Bianet


Cezaevinde ütülü işkenceye 5 tutuklama

Sakarya L Tipi Cezaevinde kalan bir tutuklunun Adalet Bakanlığına ''işkence gördüğü'' ihbarı üzerine başlatılan soruşturma sonucu 5 infaz korumu memuru ''işkence'' suçundan tutuklandı.

Alınan bilgiye göre, Sakarya L Tipi Cezaevinde kalan bir tutuklu, Adalet Bakanlığına ''cezaevinde işkence gördüğü'' yolunda ihbarda bulundu.

Adalet Bakanlığı, iddiaları cezaevinin bulunduğu Ferizli Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirdi.

Ferizli Cumhuriyet Başsavcılığınca iddialarla ilgili soruşturma başlatıldı.

Soruşturma sonucunda, Ferizli Sulh Ceza Mahkemesince 2'si infaz koruma başmemuru 3'ü de infaz koruma memuru olmak üzere 5 kişi ''işkence'' suçundan tutuklandı.

Kaynak: http://www.stargazete.com/guncel/cezaevinde-iskenceye-5-tutuklama-147327.htm

Anarşist Tutsak Harold H. Thompson Hayatını Kaybetti

Tennessee, ABD (11.11.2008) - ABD - Tennessee'de Amerikan Devleti'nin elinde tutsak bulunan Harold H. Thompson 11 Kasım 2008'de bir kalp krizi sonucu hayata veda etti.

"Ben bir otorite karşıtıyım, ırkçılık karşıtıyım, cinsiyetçiliğe karşıyım ve İrlandalı bir devrimci olmaktan gurur duyuyorum. Ben ayrıca bir vejetaryenim ve hayvan kurtuluş mücadelesini inançla destekliyorum. Sivil/insan hakları için çalışacağım ve vazgeçmeyeceğim, dönmeyeceğim, korkmayacağım. Baskı ve zulme karşı mücadele eden herkesle dayanışma içerisinde olacağım, özellikle de anarşist hareketteki kardeşlerimle".
Harold H. Thompson Anarşist Tutsak


Kaynak:
http://www.haroldhthompson.uwclub.net/

18 Ekim 2008 Cumartesi

Sincan’da da gardiyan terörü

Sincan Cezaevi’nde kardeşini ziyaret eden Derya Bakır ve tutuklu yakınları gardiyanlarca dövüldü.?Bakır’ın bacağı kırıldı, bir çocuk bile şiddet gördü

ANKARA- Karakolda ve konulduğu Metris Cezaevinde gördüğü işkence sonucu hayatını kaybeden Engin Ceber’e ilişkin yankılar sürerken, Sincan 1 Nolu F tipi Cezaevi’nde yeni bir işkence skandalı ortaya çıktı. Şeker Bayramında açık görüş için kardeşini ziyarete giden Derya Bakır, gardiyanların saldırısına uğradı ve sol ayağı iki ayrı yerden kırıldı.
Derya Bakır, Sincan F tipinde yasadışı bir sol örgüte üye olmak suçlamasıyla tutuklanan kardeşi Deniz Bakır’ı Şeker Bayramında ziyaret etmek istedi. Cezaevi yönetimi kendilerine 3 Ekim 2008 günü açık görüş için tarih verdi. Derya Bakır, kardeşinin koğuş arkadaşları Erol Zavar, Mahmut Soner’in ailesiyle birlikte toplam 10 kişi Sincan F tipine geldi. Saat tam 15.00’te kendilerine ayrılan görüşme salonuna geçtiler.

Görüş geç başladı
Bakır’ın kardeşi ve koğuş arkadaşları zamanında görüşme salonuna getirilmedi. Tutuklu yakınları yaklaşık 15 dakika salonda beklemek zorunda kaldılar. Zaman çok önemliydi, çünkü sadece bir saat açık görüş yapabilme imkânları vardı. Derya Bakır’ın anlattıklarına göre gecikmeli de olsa görüşme başladı. Görüş devam ederken mesane kanseri Erol Zavar’ın astım hastası annesi Fikriye Zavar, gardiyanların içtiği sigaradan kaynaklı olarak rahatsızlandı. Derya Bakır, Fikriye Zavar’ın sigaradan etkilendiği ve sigara içilmemesini gardiyanlardan talep ettiklerini belirterek “Gardiyanlar biz içeriz hasta olan gelmesin. Bize yasak yok” diye yanıt verdiler. Biz bir gerilimin yaşanmaması nedeniyle tartışmayı sürdürmedik” dedi. Bakır’ın iddialarına göre gardiyanlar verdikleri bu yanıta rağmen sataşmalarını sürdürdü. Ve görüşmenin bitmesine 20 dakika kala gardiyanlar görüşmenin bittiğini belirterek, salonun boşaltılmasını istedi.

‘Burada yasa biziz’
Ancak tutuklu ve hükümlü yakınları görüşün zaten geç başladığını ve daha zamanların bulunduğu belirterek itirazda bulundu. Bakır, şunları anlattı: “Bunun üzerine ‘o (adını bilmiyorum ama görürsem teşhis ederim) gardiyan ne hakkıymış sizin gibilere hak, hukuk yok. Burada yasaları biz koyarız’ dediler. Bu sırada bir arbede yaşandı. Gardiyanlar Deniz, Erol ve Mahmut’u çekmeye başladılar. Erol Zavar mesane kanseri ve karnı kötü görünüyordu. Onunda sandalyesini çekmeye ve döverek götürmeye başladılar. O anda anneler, çocuklarının üzerine kapandılar. Bende kardeşimin üzerine kapandım. Ancak bize de tekmelerle vurmaya başladılar. Bizi yaka paça dışarı çıkardılar. ‘Sizleri şikâyet edeceğiz’ dedik. Ama ‘yakınlarınız ellerimizde’ dediler. ‘Fazla ileri gitmeyin’ diye bizi tehdit ettiler.”

Çocukları bile dövdüler
Bakır, cezaevinden ayrıldıktan sonra Ankara Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduklarını belirterek “Savcılık bizi adli tıpa sevk etti. Adlı tıp sekiz görüşçünün vücudunda darp izlerini tespit etti. Bize verilen raporda Erol Zavar’ın küçük kızı Özgecan Zavar’ında şiddete maruz kaldığını ortaya koydu. Adli Tıp muayene sırasında ayağım kötü olduğu gerekçesiyle Numune hastanesine sevk edildim. Ayak tarak kemiğinde ve bileğe doğru iki yerde kırık olduğu tespit edildi” diye konuştu.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in Engin Ceber’in ailesinde özür dilemesi, cezaevindeki keyfi uygulamalarına son bulacağı umudunu kendisinden doğurduğunu anlatan Bakır, “Bakan Şahin’in ‘özür’ü cezaevindeki keyfi uygulamaların son bulacağı konusunda bir umut doğurdu. Bunu bir adım olarak sayıyorum. Bir gardiyanın bile ‘yasa benim demesi’ inanılmaz korkunç bir şey. Yasa oysa eğer, bu gardiyan bir gün benim kardeşimi kesinlikle öldürecektir” dedi.



Kaynak:
Radikal Gazetesi


Ben şiir yazmadım...

























Kandıra F Tipi Hapishanesinde tutulmakta olan

Erol Dündar için açılan web sitesini ziyaret için:
http://www.yolbizimkiler.ch