21 Kasım 2011 Pazartesi

Tekirdağ'dan Mektup Var

Merhaba,

Hapishanelerde en ağır tecrit ve tretmanın muhatabı olan ağırlaştırılmış müebbetlik tutsakların koşulları başka uygulamalarla daha da ağırlaştırılmaktadır.

1 ile 3 saat arasında olan havalandırma saatinin arttırılması, 3 kişinin beraber havalandırmaya çıkabilmek ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi yönlü hak ve talepleri dile getirdikleri için yılları bulan ziyaret, iletişim vb. cezalar verildi.

Ağırlaştırılmış müebbetlik tutsaklar her türlü hak ve sosyal faaliyetten sınırlı (Zaman faaliyet çeşitliliği, grup sayısı bakımından) yararlandırılmaktadırlar. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bırakalım bu koşulları iyileştirmeyi daha da ağırlaştırmak için çeşitli uygulamalar hayata geçirilmektedir.

Yılları bulan kapalı ziyaret, iletişim vb. disiplin cezalarına ek olarak tutsakların açık görüş hakları ellerinden alınmakta.

Bu da yeterli görünmüyor olmalı ki havalandırma süreleri de kısaltılmaktadır. Havalandırma süresi iki veya üç saat olan tutsakların bu hakkı 1 saate düşürülmektedir.

Bir tutsak hakkını aradığı, talepte bulunduğu için kapalı ziyaretle beraber açık ziyaret ve havalandırma hakkı da elinden alınmakta, yani üç ceza ile cezalandırılmaktadır.

Bu uygulamalar karşısında ağırlaştırılmış müebbetlik tutsakların yaşam koşullarının iyileşterilmesi için duyarlılık göstermeniz dileğiyle.

Sinan Gülüm
Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Hapishanesi

13 Kasım 2011 Pazar

Eskişehir'de Osman Evcan'a anarşistlerden destek eylemi

Bugün (12.11.2011) Eskişehir'de bir grup anarşist Osman Evcan ve bütün politik tutsaklara destek eylemi gerçekleştirdi. Eylemciler adına basın açıklamasını okuyan Mert Sagit, Kırıkkale F tipi yüksek güvenlikli cezaevi idaresinin Osman Evcan'a yaptığı zulmü ve hayvana, doğaya, kadına, sömürge altındaki halklara tüm ötekileştirilenlere uygulanan baskı zulüm ve tahakküme dikkat çekti. Grup Osman Evcan'a vegan yemek, insana hayvana yeryüzüne özgürlük, bütün politik tutsaklara özgürlük, Osman Evcan'a özgürlük sloganları attı. VİDEO - FOTO ALBÜM

Geçtiğimiz Çarşamba günü Osman'a destek için İstanbul'da da eylem gerçekleştirilmişti: http://internationala.info/index.php/direnis/hapishanelere-karsi/3035-vegan-anarist-tutsak-osman-evcana-destek-eylemi.html

Önümüzdeki hafta içinde Osman'a destek için İzmir'de dayanışma etkinlikleri yapılacak. Katılmak için: https://www.facebook.com/event.php?eid=145650735535319

Yapılan basın açıklamasından sonra eylem sona erdirildi.

Okunan basın açıklaması:

Basına ve kamuoyuna,

Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu olarak bulunan vegan-anarşist Osman Evcan’ın hiçbir hayvansal ürüne yer vermeyen vegan beslenme biçiminin, cezaevi yönetimince dikkate alınmadığını, mahkûmun bu isteğinin sağlıklı bir şekilde karşılanmadığını öğrenmiş bulunmaktayız.

On dokuz yıldır tutuklu bulunan ve sekiz yıldır vejetaryen/vegan beslenme biçimini benimseyen Osman Evcan, Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda geçirdiği dört sene içinde, yemekhaneden yeterli miktarda ve nitelikte vegan yemek alamadığını 2010 yılı aralık ayı ve 2011 yılı ocak ayı arasında defalarca dilekçe yoluyla cezaevi idaresine bildirmiştir; ancak cezaevi idaresi herhangi bir düzeltmede bulunmamıştır. 26 Şubat 2011’de Evcan, kendisine tek kişilik tencerede verilen bulgur pilavının yenilemeyecek kadar kötü koktuğunu, üstelik tencerenin yüzeyinde yapışkan ve ciltte yakıcı etki yapan bir madde bulunduğunu fark etmiştir. Yemeği saklayıp 1 Mart 2011 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulunmuştur. Bunun üzerine kendisiyle görüşen cezaevi idaresi, Evcan’ın iddialarını yalanlamış, hukuki suç teşkil eden bu olayın delilini ve Evcan’ın yazdığı dilekçeyi imha ederek ayrıca bir suç işlemiştir. Bunlar üzerine Evcan, 17 Haziran 2011’de cezaevi yemekhanesinden yemek almamaya, besin ihtiyacını vegan ürünler bakımından son derece kısıtlı olan cezaevi kantininden temin etmeye başlamıştır.

Kırıkkale İnfaz Hakimliği ve Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı, bu süreçte Evcan’ın tüm dilekçelerine duyarsız kalmış, herhangi bir hukuki işlemde bulunmamıştır.

Ayrıca Evcan, Adalet Bakanlığı’na ve kardeşi Asiye Evcan’a attığı mektupların ulaştırılmadığını belirtmektedir.

25 Temmuz 2011 tarihinde Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı Evcan’a çağrı yollamış, ancak yapılan görüşmenin hiçbir etkisi olmamıştır.

Tüm bunların dışında, Evcan keyfi sebeplerle aylarca doktor muayenesine alınmamış, bu zaman zarfından sonra muayeneye alındığında ve hastaneye sevki sırasında kötü muameleye, insan hakkı ihlallerine maruz kalmıştır. Doktorun yazdığı ilaçlar ya geç, ya eksik gelmekte,ya da hiç gelmemektedir. Bu durumdan cezaevi idaresi ve Adalet Bakanlığı’na bağlı ilgili kurumlar kadar, ideolojik ve keyfi gerekçelerle Evcan’ın sağlık hizmetinden yararlanmasını engelleyen Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi görevlileri de sorumludur.

Milletvekili Melda Onur, 27 Eylül 2011 tarihinde Adalet Bakanlığı’na verdiği yazılı soru önergesinde, Evcan’ın ve diğer tutukluların gördüğü muameleyi gündeme getirdi. 14 Ekim 2011 tarihinde Evcan’ı şahsen ziyaret etti, ancak Evcan’a ulaştırmak istediği vegan yemekler cezaevi idaresince kabul edilmedi.

Yetkili mercilerin duyarsızlığı ve hukuken suç teşkil eden davranışlarıyla şekillenen yaklaşık bir yıllık bu sürecin ardından, Osman Evcan 4 Kasım 2011 tarihinden itibaren süresiz açlık grevine başlamıştır.

Evcan bu eylemiyle, kendi sorunlarının çözümünü amaçlamakla birlikte, tüm ülke cezaevlerindeki benzer pek çok sorunun ve hak ihlalinin giderilmesini umut etmektedir. Bu eylem aynı zamanda, hayvana, doğaya, kadına, sömürge altındaki halklara uygulanan şiddete de bir protesto niteliği taşımaktadır. Evcan, kendisini üç günlük açlık greviyle destekleyen koğuş arkadaşı Sadık Aksu’nun, Kahramanmaraş/Elbistan E tipi cezaevinde tutuklu bulunan üç vejetaryen mahkumun ve yoğun işkence gören, açlık grevini geride bırakmış vicdani retçi İnan Süver’in mücadelelerini desteklemekte, selamlamaktadır.

Uygarlığın doğa üstünde kurduğu tahakkümün bir sonucu olan, içinde bulunduğumuz hiyerarşi kültürü, insanları kendi tanımladığı suçlarla yargılayıp tecrit etmekte, şiddet uygulamakta ve ölüme terk etmektedir. Biz, F tipi cezaevinin acımasız koşulları içinde vegan olup bu tavrını hayatını ortaya koyarak sürdüren Osman Evcan nezdinde, tüm işkence gören veya hasta tutuklularla da dayanışma içinde olduğumuzu bildiriyoruz. Bu insanların yaşadıklarından Türkiye Cumhuriyeti’ni ve ilgili kurumlarını sorumlu tutuyoruz.

VEGAN ANARŞİST OSMAN EVCAN'IN DOSTLARI / Eskişehir

Kaynak: İnternationala

Tutsak Dayanışması: Özgürlüğün Ruhu

Dünya Özgürlük Tutsakları Dayanışma Ağı (ELP) Tarafından Hazırlanmıştır (Çev:Selçuk Extrip)


“ Geçmişte yaşadığımız deneyimlerin hepsi çok zorluydu;ancak tanımadığımız kişilerden gelen ve bizlere güç veren kelimelerle ve onların akıllıca fikirleriyle herşey daha kolay oldu” (İsviçreli eski bir hayvan hakları tutsağının günlüğünden)

Özgürlüğün Ruhu Kasım 2011 sayısına hoşgeldiniz. ELP’nin bu ay sizlere güzel haberleri var. Meksika’lı eko-tutsaklar Fermín GóMez Trejo ve Abraham López Martínez, Toprak Kurtuluş Cephesi tarzı eylem yapmaktan dolayı yattıkları cezaevinden serbest bırakıldılar. Ayrıca İngiliz hayvan hakları aktivistleri Natasha Avery ve Greg Avery; 9 yıl hüküm giydikleri Huntington Life Sciences’e karşı eylemlerin kampanyalarını yapmaktan dolayı yattıkları cezaevinden serbest bırakıldılar.

Finlandiyalı bir eko-aktivist’de, geçen yıl bir kürk dükkanını kundaklamaktan dolayı aldığı 3 yıllık mahkumiyete karşı Yüksek Mahkeme’de açtığı davayı kazandı ve mahkumiyeti iptal edildi.

Ayrıca, Amerika’da Ekim 2011’de bir kürk hayvanları çiftliği yakınlarında yakalanan ve hayvanları çiftlikten salmak da dahil olmak üzere çeşitli suçlamalarla tutuklanan Victor Van Orden ve Kellie Marshall adlı aktivistler de kefaletle serbest bırakıldı.

ELP olarak elimizdeki tutsak listesinin azalmasına seviniyoruz.Ancak dünyanın her yerinde adını bilmediğimiz veya çok tanınmayan aktivistlerin de çeşitli suçlardan cezaevlerine düştüğünü de biliyoruz. Ancak bu arkadaşlarla ilgili haberleri de paylaşarak ve yayarak, en azından tutsak olarak geçirecekleri yıllarında onlara destek olmamız da çok önemli. (ELP Türkiye’nin notu: Arkadaşlar şu anda da HES mücadelelerinden dolayı bazı aktivistler cezaevlerinde yada yargılanıyorlar. Bu arkadaşlarla ilgili haberleri bizlere ulaştırırsanız, bizler de bu arkadaşların durumunu ELP vasıtasıyla dünyaya ulaştırabiliriz)

Bir diğer konu da Amerika’da yıllardır cezaevinde yatan ünlü bir mahkumla ilgili. Bu kadın mahkum adının açıklanmasını artık mücadele ile ilişkisini kestiğini ve eskiden yaptıklarını artık benimsemediğinden dolayı istemiyor.Ancak bizler bu arkadaşımızın, yanındaki insanların isimlerini vermediğinden dolayı, hala mücadelenin bir parçası olduğunu düşünüyoruz.Bu arkadaşımız da cezası bitmesine rağmen, çeşitli sebeplerden ötürü yeniden mahkum edilerek cezaevine konuldu. Biz de ELP olarak bir kampanya başlattık ve bu Anonim Amerikalı’ya “Dear Friend” (sevgili arkadaşım) şeklinde destek mektupları göndereceğiz. Sizler de bu arkadaşımıza olan mesajlarınızı elp4321@hotmail.comBu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir adresine yollarsanız, bizler de yolladığınız mesajları çıktılarını alarak ona iletmeye gönüllü olan arkadaşları vasıtasıyla kendisine ileteceğiz. (Not: İngilizcesi olmayan arkadaşlarımız yesilanarsi@yahoo.com

Unutmayalım ki bültenimizde yer alan her tutsak ünlü veya çok tanınmış kişiler değil. Bu nedenle nerede olursa olsun, hangi dilde olursa olsun tüm tutsaklar bizim desteğimizi ve destek mektuplarımızı hakediyorlar. Bu nedenle tüm dünyada ve tüm dillerde tutsak arkadaşlarımızla dayanışalım ve Doğa Ana’nın Savunmasında Uzlaşma Yok! Diye Haykıralım...

Son olarak da Facebook sayfamız da birkaç defa kapatıldıktan sonra yeniden aktif hale geldi. Facebook’ta arama sayfasına Earth Liberation Prisoners yazarak arama yaptığınızda sayfamızı bulabilir ve dünyadaki tüm tutsakların listesine ulaşabilirsiniz.

Eğer listedeki tutsaklardan birisinin özgür kaldığından,cezasının belli olduğundan,yeni suçlamayla karşılaştığından haberdar olursanız bizimle acil olarak iletişime geçin ki biz de listemizi güncel tutalım.


Doğa Savunma Mahkumları

Ali Alishah, Ron Barwick Minimum Security Prison, PO Box 24, Lindisfarne, Australia 7015, Australia. Tazmanya ormanlarını savunmaktan dolayı tutsak durumda.

Grant Barnes #137563, San Carlos Correctional Facility, PO Box 3, Pueblo, CO 81002, USA. Arazi araçlarına kundaklama yaptığı iddiasıyla 12 yıla mahkum edildi. Ayrıca yanan tüm araçlara ELF (Toprak Kurtuluş Cephesi) harflerini yazdığı iddia ediliyor. (Grant Barnes vegan bir mahkum)

Luca Bernasconi, Gefängnis Pfäffikon, Hörnlistrasse 55, 8330 Pfäffikon (ZH), Switzerland. ) Patlayıcı madde bulundurmaktan dolayı 3 yıl 6 aya mahkum edildi. Luca İsviçre’de çok tanınan bir hayvan hakları ve tutsak dayanışma ağı aktivisti. Yeşil anarşist bir örgüt olan Il Silvestre ile bir bağı olmadığını söylüyor, ancak davadaki diğer kişiler Il Silvestre ile bağlantılı. (Luca vegan bir mahkum)

Nathan Block, #36359-086, FCI Lompoc, Federal Correctional Institution, 3600 Guard Road, Lompoc, CA 93436, USA. Toprak Kurtuluş Cephesi adına Poplar Ağaç Çiftliği ve bir arazi aracı mağazasına kundaklama yapmaktan dolayı 7 yıl 8 aya mahkum edildi. Kendisi de Toprak Kurtuluş Cephesi ve Hayvan Kurtuluş Cephesi’ndeki konumunu da kabul ediyor.

Marco Camenisch, Justizvollzugsanstalt Lenzburg, Postfach 75, 5600 Lenzburg, Switzerland. 18 yıla mahkum edildi: 1) Nükleer santralden elektrik ileten elektrik direklerini patlayıcı madde kullanarak sabote etmekten 10 yıl.. 2)Kaçak olarak yaşarken İsviçre Sınır Devriyesinin ölümüne sebep olmaktan dolayı da 8 yıl... Ayrıca Marco 2002 yılında İtalya’daki nükleer santralden elektrik ileten direkleri bombalamaktan dolayı 12 yıllık mahkumiyetini tamamlamıştı. (Marco organik beslenmeyi savunan bir etçil beslenmeyi tercih ediyor)

Tim DeChristopher, #16156-081, FCI Herlon, Federal Correctional Institute, PO Box 800, Herlong, CA 96113, USA. Petrol ve gaz firmalarına toprak satışı için açılan bir ihalede sahte teklifler vermekten dolayı 2 yıla mahkum oldu.

Silvia Guerini, Bezirksgefängnis Zürich, Postfach 1266, CH – 8026 Zurigo, Switzerland. Patlayıcı madde bulundurmaktan dolayı 3 yıl 6 aya mahkum edildi. Silvia, Il Silvestre adlı Yeşil Anarşist örgütün de üyesi.. (Silvia vegan bir mahkum)

Marie Jeanette Mason, 04672-061, FMC Carswell, P.O. Box 27137, Fort Worth, TX 76127, USA. Bir üniversitede , GDO çalışmaları yapan bir profesörün ofisine Toprak Kurtuluş Cephesi adına kundaklama yapmaktan dolayı 21 yıl 10 aya mahkum edildi. Ayrıca kerestecilik ekipmanlarını sabote etmek de dahil 11 ELF, 1 de ALF eylemiyle suçlanıyor. (Marie Vegan bir mahkum)

Eric McDavid 16209-097, FCI TERMINAL ISLAND, FEDERAL CORRECTIONAL INSTITUTION, PO BOX 3007, SAN PEDRO, CA 90731, USA. Amerika Orman Departmanı arazilerini, elektrik santrallerini ve baz istasyonlarına karşı şiddet eylemi planlamaktan dolayı verilen 19 yıl 7 aya mahkum edildi.. (Eric vegan bir mahkum)

Daniel McGowan, #63794-053, FCI Terre Haute – CMU, Post Office Box 33, Terre Haute, Indiana 47408, USA. Toprak Kurtuluş Cephesi adına Poplar Ağaç Çiftliği ve bir kerestecilik firmasına kundaklamadan dolayı verilen 7 yıla mahkum edildi.. Ayrıca ELF/ALF adına komplo kurmakla da suçlanıyor. (Daniel vejetaryen bir mahkum)

Steve Murphy, 39013-177, FCI Beaumont Medium, Federal Correctional Institution, P.O. Box 26040, Beaumont, TX 77720, USA. 2006 yılından sonra bir inşaat alanına kundaklamayla sonuçlanan komplo kurmaktan dolayı 5 yıla mahkum edildi.. Eylem Toprak Kurtuluş Cephesi pankartı kullanılarak düzenlenmişti. (Steve vegan bir mahkum)

Costantino Ragusa, PF 3143, 8105 Regensdorf, Switzerland. Patlayıcı madde bulundurmaktan dolayı 3 yıl 8 aya mahkum edildi. Silvia, Il Silvestre adlı Yeşil Anarşist örgütün de üyesi.. (Costantino vegan bir mahkum)

Justin Solondz, #98291-011, FDC SEATAC, FEDERAL DETENTION CENTER, P.O. BOX 13900, SEATTLE, WA 98198, USA. ELF ve ALF aktivitlerinde bulunma iddiasıyla tekrar cezaevine gönderildi.. (Justin vegan bir mahkum)

Michael Sykes 696693, Michigan Reformatory, 1342 West Main Street, Ionia, MI 48846, USA. Kentleşme karşıtı kundaklamalar, elektrik direklerine kriminal zarar verme, politik yazılama yapmak ve Amerika bayrağını yapmak gibi suçlardan 4 ile 10 yıl arasına mahkum edilebilir..

Joyanna Zacher, #36360-086, FCI Dublin, 5700 8th St.- Camp Parks- Unit F, Dublin, CA 94568, USA. Toprak Kurtuluş Cephesi adına Poplar Ağaç Çiftliği ve bir arazi aracı mağazasına kundaklama yapmaktan dolayı 7 yıl 8 aya mahkum edildi. Kendisi de Toprak Kurtuluş Cephesi ve Hayvan Kurtuluş Cephesi’ndeki konumunu da kabul ediyor.


Hayvan Kurtuluşu Mahkumları

(Bütün Hayvan Kurtuluş Mahkumları en azından vejetaryen ve vegan beslenmeyi tercih ediyor).

Diego Alonso Adresi bilinmiyor, ancak Meksika’da tutsak.Destek için rabiayaccion@mac.hush.comBu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir adresine mail atabilirsiniz. Bankaları,mezbahaları ve benzer yerleri hedef almaktan dolayı yargılanıyor. (Diego vegan bir mahkum)

Walter Bond #2011-03339, Davis County Jail, PO Box 130, Farmington, UT 84025-0130, USA. Koyun derisi tabaklama fabrikasına, deri fabrikasına ve kaz ciğeri restoranına Hayvan Kurtuluş Cephesi adına kundaklama yapmaktan dolayı 12 yıla mahkum edildi. (Walter vegan bir mahkum)

Mel Broughton, A3892AE, HMP Bullingdon, PO Box 50, Oxford, OX25 1WD, England. Oxford üniversitesindeki deney laboratuarlarına karşı aktif kampanya düzenlemekten dolayı 10 yıla mahkum edildi.Polis Mel’i üniversiteye düzenlenen kundaklama eylemleriyle ilişkilendirmeye çalışıyor. (Mel vegan bir mahkum)

Adrian Magdaleno Gonzales (adresi bilinmiyor, anca Meksika’da tutsak destek mesajlarınız için libertadparaadrian@hushmail.meBu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir adresine mail atabilirsiniz.). Frente de Liberacion Animal (Hayvan Kurtuluş Cephesi’nin Meksika kolu) (ALF) adına çeşitli bankalara ve hedeflere yönelik gaz bombası atma suçlamasıyla 7 yıl 11 aya mahkum edildi. (Adrian vegan bir mahkum)

Marie Mason – Detaylar Doğa Savunma Mahkumları Sayfasında

Daniel McGowan - Detaylar Doğa Savunma Mahkumları Sayfasında.

Gavin Medd-Hall A3624AD, HMP Coldingley, Shaftesbury Road, Bisley, Woking, Surrey GU24 9EX, England. Huntingdon Life Sciences’e karşı komplo kurmak ve şantaj yapmaktan dolayı 8 yıla mahkum edildi. (Gavin vegan bir mahkum)

Heather Nicholson A3158AJ, HMP Foston Hall, Foston, Derby, Derbyshire, DE65 5DN, England. Huntingdon Life Sciences’e karşı komplo kurmak ve şantaj yapmaktan dolayı 11 yıla mahkum edildi. (Heather vegan bir mahkum)

Viktor Padellaro (11/11 7-4), Ullevigaten 11. Box 216, 401 23 Gothenburg, Sweden. Bir Mc’Donalds restoranını kundaklamak, camlarını kurmak ve kürk endüstrisiyle ilgili kişilere 17 tehdit mektubu göndermekten dolayı suçlanıyor. (Viktor vegan bir mahkum)

Justin Solondz - Detaylar Doğa Savunma Mahkumları Sayfasında.

Sarah Whitehead, A8369CE, HMP Downview, Sutton Lane, Surrey, SM2 5PD, England. HLS’ye karşı kampanya yürütmekten dolayı 6 yıla mahkum oldu. Daha önce de bir yavru köpeği korkunç bir ortamdan kurtardığı ve ev hayvanı üreten bir firmadan 100 hayvanı kurtarmaktan dolayı mahkum olmuştur. (Sarah vegan bir mahkum)


ANTIFA TUTSAKLARI (faşizm karşıtı anarşist örgüt)

Aleksey Bychin, FBU OIK-2 IK-7 otryad No. 12, ul. Karnallitovaya d. 98, g. Solikamsk Permskiy Kray, 618545 Russia.. Neo-nazilere karşı kendisini savunmaktan dolayı 5 yıla mahkum edildi.

Andy Baker, A5768CE, HMP Highpoint, Stradishall, Newmarket, Suffolk, CR8 9YG, England. 21 aya mahkum edildi (Andy vegan bir mahkum).

Thomas Blak, A5728CE, HMP Wormwood Scrubs, PO Box 757, Du Cane Rd, London, W12 OAE, England. 18 aya mahkum edildi.

Sean Cregan, A5769CE, HMP Coldingley, Shaftesbury Road, Bisley, Woking, Surrey, GU24 9EX, England. 21 aya mahkum edildi.

Phil De Sousa, A5766CE, HMP Elmley, Church Road, Eastchurch, Sheerness, Kent, ME12 4DZ, England. 21 aya mahkum edildi

Ravinder Gill, A5770CE, HMP Wayland, Griston, Thetford, Norfolk, IP25 6RL, England. 21 aya mahkum edildi

Austen Jackson, A5729CE, HMP Wormwood Scrubs, PO Box 757, Du Cane Rd, London, W12 OAE, England. 15 aya mahkum edildi.

Rinat Sultanov, FBU IZ-47\4, ul. Lebedeva d. 39, 195009 Saint-Petersburg Russia. Neo-nazilerle kavga etmekten dolayı 2 yıla mahkum edildi.. (Rint vejetaryen bir mahkum)


DİĞER TUTSAKLAR
Ihar Alinevich, c/o P.O. Box 8, Glavpochtampt, 220050 Minsk, Belarus
Anti-militarist söylemlerde bulunmak ve Rusya’da tutuklu bulunan iki çevreci için dayanışma kampanyası yapmaktan dolayı mahkum edildi.

Mikalaj Dziadok, SIZO-1, ul. Volodarskogo 2, 220050 Minsk, Belarus. Anti-militarist söylemlerde bulunmak ve Rusya’da tutuklu bulunan iki çevreci için dayanışma kampanyası yapmaktan dolayı mahkum edildi.

Aliaksandar Frantskievich, Valadarskaha str., 2, SIZO-1, k. 46, Minsk, Belarus. Ihar Alinevich ve Mikalaj Dziadok’un davasındaki eski sanıklardan biri.

Fran Thompson, #1090915, CCC, 3151 Litton Drive, Chillicuthe, MO 64601, USA. Bir süredir onu takip eden ve daha sonra evine giren takipçiyi kendini korumak amacıyla öldürdüğü için müebbet hapse mahkum edildi. Mahkum edilmeden önce tanınan bir hayvan,anit nükleer ve doğa koruma aktivistiydi.


MOVE TUTSAKLARI

MOVE tüm canlı türlerinin savunması için protesto eylemleri yapan eko-devrimci bir grup. Tüm MOVE mahkumları kendilerini vejetaryen olarak tanımlıyorlar. Şu anda 8 MOVE aktivisti 1979 yılında bir polisin öldürülmesinden dolayı 100 yıla mahkum edildiler. 9.Sanık Merle Africa, 1998 yılında cezaevinde hayatını kaybetti.

Debbie Simms Africa (006307), Janet Holloway Africa (006308) and Janine Philips Africa (006309) all at: SCI Cambridge Springs, 451 Fullerton Ave, Cambridge Springs, PA 16403-1238, USA.

Michael Davis Africa (AM4973) SCI Graterford, PO Box 244, Graterford, PA 19426-0244, USA.

Edward Goodman Africa (AM4974), SCI Mahanoy, 301 Morea Rd, Frackville, PA 17932, USA.

William Philips Africa (AM4984) and Delbert Orr Africa (AM4985) both at SCI Dallas Drawer K, Dallas, PA 18612, USA.

Charles Simms Africa (AM4975), SCI Retreat, 660 State Route 11, Hunlock Creek, PA 18621, USA.

Mumia Abu Jamal, (AM8335), SCI Greene, 175 Progress Drive, Waynesburg PA 15370, USA. Eski Kara Panterler (Black Panthers) üyesi ve MOVE örgütünün sözcüsü olan Mumia 1981 yılında bir polisi öldürmekten dolayı tutuklandı. Ölüm cezasına çarptırıldı, ancak 2001 yılındaki mahkeme kararıyla yeniden yargılanmayı bekliyor.

ŞİDDET İLE İLGİLİ AÇIKLAMA
Bu bültende bulunan mahkum listesindeki bazı kişiler fiziksel saldırı ve cinayet gibi eylemlerde bulunmuştur. ‘Özgürlüğün Ruhu’ şiddeti mazur görmez. Ancak bizler aynı zamanda da sansüre ve kişilerin savunduğu düşüncelerini açıklamasının engellenmesine de karşıyız.

DÜNYA ÖZGÜRLÜK TUTSAKLARI (ELP) DAYANIŞMA AĞI KİMDİR?
ELP, 1993 yılında İngiltere’de kurulan ve cezaevinde bulunan doğa savunma tutsaklarıyla dayanışmak için kurulmuş uluslararası bir ağdır.: Bizler tutsakları bazı yerel listeler yayınlayarak aşağıdaki şekilde desteklemekteyiz:

-Özgürlüğün Ruhu; ELP’nin uluslararası tutsak listelerini e-mail yoluyla yaydığı bir bültendir.

Urgent ELP! Bülteni ;yeni tutuklanmış doğa savunma tutsaklarının isim ve adreslerini anında yayınlamak amacıyla kullandığımız bültenin adıdır. Detaylı bilgi için ELP4321@hotmail.comBu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

On-Line haber bültenleri - ELP ‘nin tutsak listeleri,haberler ve ELP ile ilgili bilgileri yayınladığı birçok web sitesi ve haber grubu vardır.

Bizleri Earth Liberation Prisoners diye arayarak bulabilirsiniz.

İngilizce ELP Websitesi
Site yapım aşamasında

Rumca ELP Websitesi
http://greekelp.blogspot.com

Kuzey Amerika ELP Websitesi
www.ecoprisoners.org

Turkish language ELP Websitesi
www.internationala.org


Kaynak: İnternationala

28 Eylül 2011 Çarşamba

Gönderilemeyen Mektubun Davası Olur

Yazılmış ama gönderilememiş bir mektup. Bana anlatılmak istenenler var, kâğıda dökülmüş ama elime ulaşmıyor. Neden derseniz, Kocaeli F Tipi Cezaevi öyle uygun görmüş, diyeceğim.


***

Haberi önce ANF’de, sonra Birgün gazetesinde okudum: Cezaevi idaresi, Nuray Mert, Umur Talu, Yaşar Seyman, Özgür Mumcu, Yıldırım Türker ve bana yazılan mektupları sakıncalı buluyormuş. Sakıncalı bulunan, mektupların içerikleri mi yoksa adresteki bizler miyiz belli değil.

***

Kocaeli F Tipi A7-19’da kalan Efdal Bayram kim bilir bana nelerden bahsedecekti? Rahatsızlanan arkadaşlarının hastaneye götürülürken kötü muamele gördüğünden mi?.. Muayene edilirken kelepçenin çıkarılmadığından mı, tepelerinde bekletilen askerden mi?..

***

Ya da mesela... Sözlü savunma yapmadan maruz kaldıkları “1 ay mektup dahil tüm iletişim araçlarından men” gibi disiplin cezalarından mı?.. Hücrelerdeki tecritten mi?.. Ziyaretlerine gelen yakınlarının uğradığı kötü muameleden mi?.. Yoksa mektupların buruşturulup atıldığından mı?..

***

Neydi Efdal Bayram’ın bana diyecekleri de diyemedi?.. Hayatımızın gardiyanları, keyfi gişe memurları bilsinler ki... Gönderilmemiş mektubun davası da bal gibi yapılır. Gasp ettiğiniz hakların tahminini yapacak kadar uzun yaşadık memlekette, ne çok F tipleri duyduk, ne çok 5 No’lu cezaevleri dinledik.

***

O bakımdan... Malum gardiyanlar, o gişe memurları sadece Kocaeli F Tipi’ne özgü değil. Gelin sizi Kocaeli’nden Ankara’ya uçurayım, Sincan F Tipi’ne kondurayım. Yalnız bilin ki size neşeli bir yolculuk ve mutlu bir durak vaat etmiyorum.

***

Halil Gündoğan, Sincan F Tipi sakini, 1988’de kendisi gibi 28 ‘12 Eylül tutuklusu’ olarak Metris’ten firar etmiş, sonra bu firarın hikâyesini “Metris’ten Munzur’a” adlı kitapta anlatmıştı. 6 yıl sonra hikâyenin ikinci perdesini yazdı. 200 sayfa. Gerisini avukatı Aydın Erdoğan’dan dinledim:

***

“Kitabın kopyasını bir yakınına göndermek üzere fotokopi çektirmek istiyor Gündoğan. Fotokopiyi çeken kişi içeriğe şöyle bir göz atınca kitaba el koyuyor. Halil Bey, cezaevi müdürlüğüne itiraz dilekçesi yazdı, kabul edilmedi. Şimdi biz dava açtık fakat söz konusu kitabı avukatı olarak bana bile göstermiyorlar. İmha etmekle tehdit ediyorlar. Bu mahkemeden sonuç alamazsak ve kitap imha edilirse AİHM’ye gideceğiz.”

***

İlk cildi ne bir soruşturmaya ne de incelemeye maruz kalmış kitabın, ikinci 200 sayfalık bölümü cezaevindeki birkaç kişinin tasarrufuyla ‘bomba’ muamelesi görüyor. Gerçi normal...

***

Bakın... Hayatımızın ‘içerideki’ ve ‘dışarıdaki’ gardiyanları tarafından küçük dozlarla alıştırılıyoruz bomba kitaplara. E çünkü... Referandum öncesi gözyaşlarıyla hesabının sorulacağı söylenen 12 Eylül ölmedi, kalbimizde yaşıyor.


NOT 1: Kocaeli F Tipi’ni arayıp sordum: Efdal Bayram bana bir mektup yazmış, sakıncalı bulup engellemişsiniz. Doğru mu? Müdür Bey’den kapsamlı cevap: “Yorum yapamam. Oldu da diyemem, olmadı da...”
NOT 2: Kırıklar F Tipi... Kandıra F Tipi... Sizlerin sesini de duyuyoruz, orada da hukukun verdiği cezaya ceza katıldığını, sınırların aşıldığını biliyoruz.

EZGİ BAŞARAN

28 Eylül 2011 - Radikal

16 Eylül 2011 Cuma

Osman Evcan'a Vegan Yemek!


Kırıkkale F Tipi Cezaevi’nde tutulan Osman Evcan, uzun süredir bitkisel kaynaklı vegan/vejetaryen yemekler talep etmekte, ancak cezaevi tarafından bu talebi dikkate alınmamakta, yaptığı başvurular da fayda getirmemektedir.

Bu sayfada toplanılan imzalar ve destek mesajları, düzenli olarak hem Osman'a, hem de Cezaevi yönetimine iletilecektir.


Osman Evcan’dan gelen mektup

Merhaba sevgili Dostlar,

Bu mektubumu Kırıkkale F-Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmaktayım. Düşünsel, felsefi eğilimlerim nedeniyle 8 yıldır vejateryan bir yaşam sürdürmekteyim. Hiçbir hayvan eti ve hayvan etiyle yapılmış yemeği yemiyorum. Hayvan ürünleri de (tereyağı, peynir, bal, süt, yoğurt, sucuk, salam vb.) yemiyorum. Hayvansal ürünlerden yapılmış (deri, yün) kullanım-giyim eşyalarını kullanmıyorum.

Vejateryan olmam nedeniyle cezaevi mutfağında pişirilen etsiz yemekler tarafıma verilmektedir. Fakat cezaevi mutfağında yapılan bu yemekler o kadar kötü, bozuk yapılıyor ki, yenilebilir gibi değildir. Özel olarak küçük krom tencerelerde pişirilen bu yemekleri koklamak bile insanın midesini bulandırmaya yetiyor. Dolayısıyla bu yemekleri dökmek zorunda kalıyorum. Bu durum 1 yıldır devam etmektedir.

Cezaevi yönetimine, tarafıma verilen yemeklerin düzeltilmesi amacıyla 2010 yılı Aralık ve 2011 yılı Ocak ayı içerisinde birkaç kez dilekçe yazdım. İdare, sorunun çözümü yönünde herhangi bir girişimde bulunmadı, duyarsız kaldı.

26 Şubat 2011 tarihinde, akşam yemeğinde bulgur pilavı ve kuru fasülye verildi. Yemekleri kontrol ettiğimde yenecek durumda olmadığını gördüm. Bulgur pilavının pişirildiği krom tencerenin iç ve dış çeperinin yapışık bir kimyasal madde ile sarmalandığını fark ettim. Ellerime yapışan bu kimyasal maddeyi temizlemekte zorlandım. Oda arkadaşım Sadık Aksu da bu kimyasal maddeyi parmağıyla kontrol etmiştir. Bu kimyasal madde beni kaygılandırdı. Bulgur pilavını bir poşete koyup sakladım. Krom tencereyi sıcak-deterjanlı suyla defalarca yıkamama rağmen temizleyemedim. Tencereyi yıkarken bu madde ellerime bulaştı ve derimi yaktı. Defalarca sabunlu sıcak suyla yıkadığım halde bu maddeyi ellerimden çıkaramadım ve ellerim yapış yapış kaldı.

28 Şubat 2011 tarihinde Cezaevi Müdürlüğü’ne dilekçe yazarak bulgur pilavına katılan kimyasal madde ile ilgili olarak bilgi talep edip sorumlular hakkında soruşturma açılmasını istedim.

Cezaevi dilekçeme ilgisiz kaldı.

1 Mart 2011 tarihinde Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı’na, iki sayfalık dilekçeyle suç duyurusunda bulundum.

Aynı gün öğleden sonra Cezaevi Müdürü İsmail Karaküllah ve yanında 4-5 kişiden oluşan infaz koruma memurlarıyla birlikte, kalmakta olduğum B-8 odasına geldi. Ellerinde savcılığa yazdığım dilekçe vardı. Cezaevi müdürü benden bilgi istedi. Ben de yukardaki durumu aynen naklettim.

Sakladığım bulgur pilavını göstermemi istediler. Ben de gösterdim.

Cezaevi Müdürü, “böyle bir durumun mümkün olamayacağını, diyet olarak çıkarılan yemekten 6-7 kişinin daha aldığını” söyledi. Oysa yemek küçük bir krom tencerede getirilmişti, bulgur pilavı tek kişi için pişirilmişti.

Cezaevi Müdürü, bulgur pilavının laboratuarda incelenmesine gerek olmadığını ve pilavı dökmemi söyledi. Ayrıca savcılığa gönderdiğim dilekçeyi geri almamı istedi. Ben ısrar ettim. Bunun üzerine müdür, mutfakta çalışanlarla görüşüp durumu araştıracağını söyledi.

Yine aynı günün akşamı, yemek dağıtan görevli mahkûm, yemek alıp almayacağımı sordu. Almayacağımı söyledim. Görevli mahkûm kendisinin yemeği tattığını, içerisine madde katılmadığını, yemeğin temiz olduğunu söyledi. Ayrıca, müdürün mutfak çalışanlarıyla ilgili soruşturma başlattığını, kendisinin B bloktan alınıp A bloka verildiğini, bundan böyle burada kendisinin yemek dağıtacağını ekledi.

Bundan sonraki birkaç gün vejateryan yemekler kaliteli çıktı. Ben de yemekleri almaya başladım. Ne var ki, kısa süre sonra bana verilen yemekler yine bozuldu. Verilen yemekleri ağzıma sürmeden dökmek zorunda kalıyorum.

17 Haziran 2011 tarihinde, yemek dağıtan görevlilere, “vejateryan yemekler düzeltilene kadar bundan sonra yemek almayacağımı” ifade ettim.

20 Haziran 2011 tarihinde Cezaevi Müdürlüğü’ne bir dilekçe yazarak sorunun çözülmesini istedim. Yemekler düzeltilene kadar yemek almayacağımı belirttim.

27 Haziran 2011 tarihinde hem Kırıkkale İnfaz Hakimliği’ne, hem de Kırıkkale Cumhuriyet Savcılığı’na 4’er sayfalık, durumu ayrıntısıyla açıklayan iki ayrı dilekçe yolladım.

11 Temmuz 2011 tarihinde, Adalet Bakanlığı’na 5 sayfalık bir dilekçe yazdım. Dilekçeyi iadeli taahhütlü yolladığım halde tarafıma herhangi bir PTT dekondu verilmedi.

19 Temmuz 2011 tarihinde, kız kardeşim Asiye Evcan’a, sorunlarımı anlatan iadeli taahhütlü bir mektup yolladım. Keza tarafıma herhangi bir PTT dekondu ulaşmadı.

25 Temmuz 2011 tarihinde, Cezaevi Müdürlüğü’ne, kız kardeşim Asiye Evcan’a yazdığım mektubun neden yollanmadığını soran bir dilekçe yazdım.

25 Temmuz 2011 tarihinde, Kırıkkale Cumhuriyet Savcılığı’na çağrıldım. Annem Zeliha Evcan, cezaevindeki sorunlarım nedeniyle Kırıkkale Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuş. Bu dilekçeyle ilgili olarak Savcı ifademi aldı. Savcıya yaşadıklarımı anlattım. Ayrıca, daha önce hazırladığım 3 sayfalık dilekçemi de ifademe ek olarak verdim.

Aradan bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen durumda herhangi bir düzelme olmamıştır.

17 Haziran’dan bu yana cezaevi mutfağında hazırlanmış yemekleri almama eylemim devam etmektedir. Beslenme ihtiyacımı kendi ekonomik olanaklarımla karşılıyorum.

Ayrıca, sağlık konusunda da sorunlarımız vardır.

Üç kez, “doktor ameliyatta” gerekçesiyle hastanenin kapısından geri döndürüldüm. Bu ertelemeler aylarıma mal olmaktadır. Bu süre içinde hastalığın ilerlemesi kaçınılmazdır.

Ayrıca muayene için doktorun odasına girdiğimizde kelepçelerimiz çözülmemekte ve kolluk görevlileri muayenehaneye doluşmaktadır. Oysa muayene esnasında kelepçelerin çıkarılması ve kolluk görevlilerinin dışarıda beklemesi gerekir. Kelepçeli muayeneyi kabul etmediğimizde muayene edilmeden geri gönderilmekteyiz.

Bu tür sorunları dile getiren 7 Temmuz 2011 ve 28 Temmuz 2011 tarihli dilekçelerimi Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve Kırıkkale İnfaz Hakimliği’ne iletmiş bulunuyorum.

Ayrıca, hastane sevklerinde, cezaevi arabalarındaki kutu gibi daracık bölmelere tıkılmamız da önemli bir sorundur. Bu bölmeler sağlık koşullarına uygun değildir. Hastanelerde mahkûmlar için özel bekleme odası olmadığından bu kutu gibi, daracık hücrelerde beklemek zorunda kalıyoruz. Yazın 40 derece sıcakta, havalandırmasız, kliması bozuk bu daracık bölmelerde tutulmamız sağlığımızı daha da bozuyor. Öte yandan bu hücrelerde tutulurken en doğal insani ihtiyaçlarımızı karşılamamıza izin verilmemektedir.

Hastanede doktorların yazdığı ilaçlar tarafımıza keyfi bir şekilde verilmiyor ya da geciktiriliyor veya tamamı verilmiyor.

Hatırlatmak istediğim bir olay da şudur: 2009 yılında, rahatsızlığım nedeniyle revire çıkıp muayene olmak için dilekçe yazdım. Dilekçeme yanıt verilmedi. Daha sonra da çeşitli taleplerime rağmen cevap verilmedi. Böylece, 6 ay boyunca muayeneye çıkamadım. Gerek benim gerekse ailemin 6 aylık yoğun mücadelesi sonunda revire, muayene çıkabildim. Bu olaydan dolayı hiçbir soruşturma yürütülmedi, sadece Kırıkkale İnfaz Hakimliği aileme mektup yazıp özür diledi.

Son olarak, cezaevi kantininde sebze-meyva ve diğer bazı besin maddelerinin getirilmesi ve satılması kısıtlanmaktadır.

Bu sorunların tüm duyarlı dostlar tarafından paylaşılmasını, yayılmasını, duyurulmasını ve dayanışma gösterilmesini diliyorum.

Sevgilerimle.

29.8.2011

Osman Evcan, F Tipi Kapalı Cezaevi, Oda No: B-8, Hacılar/Kırıkkale

(kısmen kısaltılmıştır)

Protestolar için…

Osman Evcan’ın kaldığı cezaevinin adresi ve telefonu ve emaili:

Adres Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikle Kapalı Ceza İnfaz Kurumu

Hacıbey Mah., 71480 Hacılar, Kırıkkale

Telefon (318) 297 41 94 - 95

Faks (318) 297 41 23


Osman’a destek olmak için, doğrudan kendisine de yazabilirsiniz:

Osman Evcan

F Tipi Kapalı Cezaevi, Oda No: B-8

Hacılar/Kırıkkale

http://osmanayemek.tumblr.com

Hapishane Aracı Yandı: 5 Ölü


Van'dan İstanbul'a tutuklu götüren ring aracında çıkan yangın sonucunda Sinan Askan (18), İsmet Erin (33), Medeni Demir (47), Abdülsetter Ölmez (35) ve Akif Karabalı (24) isimli tutukluların yanarak öldüğü açıklandı.

16 Eylül 2011 Cuma sabahı saat 06:30 sıralarında 34 BL 2564 plakalı ring aracı Kayseri'nin Pınarbaşı ve Sivas'ın Gürün ilçeleri arasındayken çıkan yangının teknik bir arıza sonucu meydana geldiği açıklanırken, tutukluların kaldığı bölümün jandarmalar tarafından niçin açılmadığı da merak konusu oldu.

İstanbul’dan gelen cezaevi aracının, İskele Mahallesi’nde bulunan Van M. Tipi Kapalı Cezaevi’nde yatan hükümlüler Medeni Demir, Sinan Askan, İsmet Erin’i İstanbul’da görülen bir davanın duruşmasına götürmek üzere aldığı belirtildi. Yanan diğer mahkumlar Abdülsettar Ölmez ve Akif Karabalı’nın İse İstanbul’dan Van’daki bir duruşmaya getirildiği ve tekrar İstanbul’a götürüldükleri bildirildi.

Tutuklu ve hükümlülerin her türlü nakil işlemi için kullanılan ring araçları bugüne kadar çok sayıda şikayete konu olmuştu. Nakiller sırasında jandarmadan ayrı bir bölmede tutulan tutuklular, yasalar gereği kelepçeli olarak ve görevli jandarma personelinin her türlü keyfi uygulamasına maruz kalacak şekilde yolculuk etmek zorunda bırakılıyorlar. Kaza benzeri olağanüstü durumlarda ise tutukluların "kaçmasına engel olmak" için hayati tehlike söz konusuyken bile ring araçlarından çıkarılmadıkları da biliniyor.

Son on yılda hastalık, intihar gibi nedenlerle hayatını kaybeden on bin tutuklu ve hükümlü ise her zamanki gibi basının ya da politikacıların ilgisini elbette çekmiyor.

9 Temmuz 2011 Cumartesi

bitkisel hayata dönüş

10 yılda 1659 ölüm

Tecrite Karşı Mücadele Platformu, AKP İstanbul İl Başkanlığı önünde yaptığı oturma eyleminde, cezaevlerinde son 10 yılda 1659 kişinin yaşamını yitirdiğini hatırlatarak, hasta tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılmasını istedi.

Tecrite Karşı Mücadele Platformu, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla AKP İstanbul İl Başkanlığı önünde yaptığı basın açıklamasının ardından bir saatlik oturma eylemi gerçekleştirdi.

Basın açıklamasını okuyan Enver Gündüz, Adalet Bakanlığı verilerine göre, son 10 yılda 1659 tutuklunun ecel, intihar, hastalık gibi gerekçelerle yaşamını yitirdiğini hatırlattı. Gündüz, "Bizler tutsak yakınları, demokratik kitle örgütleri ve devrimciler olarak 'ecel, intihar, hastalık' gibi gerekçelerle bir katliama dönüşen bu zindancı geleneğin karşısında tüm tutsakları, hasta tutuklu ve hükümlüleri her koşulda sahiplenmeye devam edeceğiz" dedi.

Açıklamanın ardından, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin tedavi haklarının derhal sağlanması, ölümlerin son bulması ve gerçek nedenlerinin açıklanması ve hasta tutukluların serbest bırakılması için bir saatlik oturma eylemi yapan platform bileşenleri, Çav Bella'yı söyledi.

Kaynak: İnternational-A

İtalyan hapishanelerinde şüpheli ölümler

Son on yılda İtalya’daki cezaevlerinde 1.700 kişi öldü. Bu ölümlerin üçte biri intihar, Geçtiğimiz yıl uyuşturcu madde bulundurduğu gerekçesiyle gözaltına alınan 30 yasındaki Romalı Stefano Cucchi’nin şüpheli ölümü ve ailesinin isteğiyle açılan soruşturmada Cucchi’nin bir deri bir kemik kalana günlerce aç bırakıldığı ve cezaevi doktoru tarafından gerekli sağlık kontrollerinin yapılmadığı ortaya çıktı.

2003 yılında Sughere cezaevinde doğal nedenlerle olduğu bildirilen 29 yasındaki Marcello Lonzi’nin de gerçekte cezaevinde dayak yediği gerekçesiyle olduğu anlaşıldı. Oğlunun ölümünü şüpheli bulan anne Lonzi’nin girişimiyle Livorno savcılğınca başlatılan soruşturmada Marcello’nu hücrede dövüldüğü gerçeğini ortaya koydu. Livorno savcılığının başlattığı yeni bir soruşturmada bir başka tutuklu ile cezaevinde görevli üç polis memurunun Marcello Lonzi’yi döverek öldürdukları iddia ediliyor.

Stefano ve Marcello gibi aynı karanlık sonu paylaşan 44 yasındaki marangoz Aldo Bianzino da 14 ekim 2007’de hiçbir sağlık sorunu olmamasına karşın hapishaneye girişinden iki gün sonra yaşama veda eden binlerce tutukludan bir başkası. Varese emniyet müdürlüğünde gözaltına alındıktan sonra hastanede ölen Giuseppe Uva’nın kaybı da şüpheli ölümler listesinde yerini aldı. Ağabeyini morgda gören kızkardeşinin çektiği fotoğraflarda Giuseppe’nin bedeninde dövüldüğüne işaret eden morluklar saptanması bir başka soruşturmanın konusu oldu.

İtalyan cezaevlerinde yaşanan ölüm olaylarına eklenen son halka geçtiğimiz perşembe günü tutuklu bulunduğu Bari cezaevinde intihar ederek yaşamına son verdiği ailesine bildirilen 22 yasındaki Carlo Satürno. Bari hastanesinin yoğun bakımında yaşama veda eden Carlo’nun intiharını şüpheli bulan Bari savcılığı soruşturma açtı. Hırsızlık suçlamasıyla tutuklanan Carlo’nun hücresinde bir çarşafla kendini aştığı öne sürüldü. Anca savcılığın başlattığı soruşturmada Carlo’nun intihara zorla sürüklenmiş olabileceği yönünde kanıtlar ortaya çıktı. Bu nedenle Carlo’ya otopsi uygulanmasına karar verildi.

Stefano, Carlo, Marcello, Aldo gibi binlerce gencin şüpheli ölümü İtalyan cezaevlerinde demir parmaklıklar ardında neler döndüğü sorusunu gündeme getirdi. Demokrat Parti milletvekilleri Roberto della Seta ve Francesco Ferrante Satürno’nun ölümünden hareketle İtalyan cezaevelerinde son aylarda artan intiharları dikkate alarak kapsamlı bir soruşturma başlattr.

İtalyan cezaevleri patlama noktasında. Birçok cezaevinin kapasitesi sayıları gitgide artan tutukluları barındırmaya yeterli gelmediği için sorunlar yaşanıyor,. Ancak demir parmaklılar ardında son on yılda 1.700 kişinin şüpheli şekilde ölmesi, İtalya’daki cezaevi gerçeğinin karanlık yüzüne işaret ediyor.

10.Nisan.2011, Pazar ASLI KAYABAL
Açık Gazete

Düzce Hapishanesinde Eylem

Düzce B Tipi Kapalı Cezaevi'nde mahkumlar koğuşların arasında topladıkları eşyayı ateşe verdi.

Düzce B Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda bir mahkumun intihar ettiği ve bunun üzerine çıkan olaylara müdahale sırasında bir infaz koruma memurunun yaralandığı bildirildi. Alınan bilgiye göre, Fevzi Çakmak Mahallesi'nde bulunan B Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda psikolojik sorunları olduğu iddia edilen bir mahkumun kendisi asarak yaşamına son vermesi üzerine bazı mahkumlar koğuşlarındaki malzemeleri ateşe verdi.

Yetkililerin haber vermesi üzerine cezaevine gelen itfaiye ekipleri de alevlere müdahale ederek yangını söndürdü. Bu sırada olaya müdahale etmeye çalışan infaz koruma memurları ile mahkumlar arasında arbede çıktı. Yaşanan arbede sonrası kolu kırıldığı öğrenilen bir infaz koruma memuru, Atatürk Devlet Hastanesinde tedavi altına alındı.

Olay sonrası Düzce Emniyet Müdürü Ali Gezer ve Belediye Başkanı İsmail Bayram ile birlikte cezaevine gelen Vali Vasip Şahin, cezaevindeki incelemelerinin ardından olayla ilgili detaylı bilginin Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz tarafından verileceğini söyledi. Cumhuriyet Başsavcısı Solmaz ise olayın kontrol altına alındığını ifade ederek, detaylı bilgiyi daha sonra kamuoyuyla paylaşacaklarını kaydetti. Başsavcısı Solmaz, gazetecilere yaptığı açıklamanın ardından tekrar cezaevine girdi. (AA)

Kaynak: Radikal

Venezuella'da Hapishane İsyanı

Kuzey-Güney'ci ulusal solun gözbebeği Hugo Chavez'in başkanlığını yaptığı Venezuella'da El Rodeo Hapishanesi'nde gerçekleşen isyanda ve sonrasında devletin gerçekleştirdiği operasyonda 20 kişi yaşamını yitirdi.

Resmi görevliler operasyon sonucu hapishanenin yüzde 70'ini kontrol altına alındığını ancak yaklaşık bin 300 tutsağın teslim olmayı reddettiğini ifade etti.

Türkiye'deki sayısız hapishane operasyonundan da aşina olduğumuz üzere, Venezuella Kamu Düzeni Bakanı Nestor Reverol, düzenlenen operasyon sonucu hapishanede çok sayıda tabanca, tüfek, el bombası ve uyuşturucu bulunduğunu belirtti.

Başkent Caracas'ın kırk kilometre batısında bulunan El Rodeo Hapishanesi'nde, 1999 yılında çıkan isyanda da yirmi yedi kişi hayatını kaybetmişti.

Ayrıca hafta başında hükümet hapishane sisteminin daha 'insanileştirilmesi' için bir bakanlık kurulacağını açıkladı.

5 Temmuz 2011 Salı

Bir 'F tipi' zulmü: Hasta mahkûma diyet yok

Şeker hastası hükümlü Ufuk Keskin cezaevi idaresine başvurmasına rağmen bir yıldır diyet yemek hakkından yararlanamıyor. Bu ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor.

1998 yılında Ufuk Keskin DSP Şişli İlçe Başkanlığı’nı basarak bekçi Cumali Akkurt’un öldürülmesi olayıyla ilgili olarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Keskin 12 yaşından bu yana Tip 1 şeker hastalığından mustarip. Bugün 35 yaşında olan Keskin günde 4 kez iğne oluyor. Parmaktan aldığı kan ile de 4 kez kan şekerini ölçmek zorunda.

Ayrıca Raynoud Sendromu adı verilen bir de dolaşım hastalığı bulunan Keskin’in Abant İzzet Baysal Üniversitesi Bolu Araştırma ve Uygulama Hastanesi Özürlü Sağlık Kurulu’ndan aldığı rapora göre özür durumuna ilişkin vücut fonksiyon kaybı oranı yüzde 52. Tip 1 şekeri yüzünden katı bir diyet uygulaması gereken Keskin, ayrıca günde 6-7 kez kanını ölçmek için piyasada kan stik çubuğu adı verilen ölçüm aletine muhtaç.

Ancak geçen yıl kaldığı Kandıra F Tipi Cezaevi’nden Bolu F Tipi Cezaevi’ne sevk edilen Keskin’e bir yıldır ne diyet yemeği ne de kan stik çubuğunu veriliyor.

Diyet uygulamadığı takdirde Keskin’i bekleyen sorunlar ise az değil: “Kalp damar hastalıkları, böbrek sorunları, felç, ayak yaraları, duyu kayıpları, sık enfeksiyonlar ve yara iyileşmesinde gecikme.”

Durumuyla ilgili olarak cezaevi idaresine başvuran Keskin, ilk olumsuz yanıtı Bolu F Tipi Cezaevi Müdürlüğü’nden aldı. Müdürlük “İaşe bedeli karşılanmıyor” gerekçesiyle yiyecekleri vermedi. Keskin bunun üzerine durumu mahkemeye taşıdı ancak Bolu Ağır Ceza Mahkemesi konuya takipsizlik kararı verdi.

Cezaevi suskun
Keskin’in Adalet Bakanlığı’na başvurması üzerine ise 27 Mayıs 2011’de Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdür Yardımcısı Cengiz Güler diyet yemeği ve ilaçların karşılanmasını Bolu Savcılığı’ndan yazılı bir şekilde istedi. Bu yazıya karşın Keskin, halen ne diyetine ne de kan stik çubuğu olarak geçen ölçüm aletine kavuşabilmiş.

Bu nedenle Radikal’e mektup yazan Keskin, “Yaşamak için bu diyet yemeğine ihtiyacım var” diyor. Bolu F Tipi Cezaevi yetkilileri ise konuyla ilgili soruları yanıtsız bıraktı.

Bakanlığın yazısı bile işe yaramadı
Uğur Keskin’in diyet yemeği için başvurduğu Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdür Yardımcısı Cengiz Güler, 27 mayıs 2011’de Bolu Savcılığı’na gönderdiği yazıda şunları belirtmişti: ‘...Hükümlü ve Tutuklular ile Ceza İnfaz Kurumu Personeli İaşe Yönetmeliği başta olmak üzere hükümlü tutukluların beslenmeleri ile ilgili yasal mevzuata uygun davranılması ile adı geçen hükümlü ve kurumda bulunan diğer hasta hükümlü ve tutuklulara kurum hekiminin belirleyeceği besinlerin bütçe imkânları da değerlendirilerek tıbbi gereklilik ve mevzuata uygun olarak verilmesi hususunda bilgi ve gereğini rica ederim.”

Kaynak: Radikal

8 Kasım 2009 Pazar

Güler Zere'ler ölmesin!

Geçen yıl gene umursamazlığımızın yapış yapış temmuz ayında, hapishanelerde ölmeye yatmış tutuklu ve hükümlüleri yazmıştım. Kaldırmaya bir türlü mecalimiz yetmeyen.

Bu memlekette bir yakını, bir tanışı cezaevinde yatmayan, yatmamış kimse var mıdır, bilmiyorum.

Varsa da bu durumun doğal olmadığını kendilerine hatırlatmak isterim.

Dolayısıyla cezaevleri koşullarının insan olana verdiği dehşet hissinden korunabilmenin, kendinden vazgeçmişlikle ilintilendirilebileceğine inanıyorum.

İradesi üstünde durmadan tepinilmiş insanların halk pozu verip durdukları memleketimizde hayata, hayati olana yönelik kayıtsızlık ürkütücü boyutlarda.

Ergenekon paşalarının tez zamanda kendilerine özel hastanelere sevk edilerek pek çürük çıktıklarını biliyoruz. Tahliye edildiler. Ne güzel. Ağır hasta insanların cezaevi koşullarında iyileşebilmeleri imkânsız çünkü.

Ama bir de geride kalanlar var. Kendilerine özel hastaneleri olmayan. Arkalarını bir kuruma dayamamış olanlar.

Bir kez cezaevine girdiler mi onlardan toptan vazgeçmemiz gerekiyor, öyle mi? “Öyle yağma yok!” diye bağırmadığımız takdirde hücrelerde-koğuşlarda birer birer tükenecekler.

Ölümcül hastalıkların pençesinde berbat koşullar altında acıdan kıvranarak yaşamaya zorlananlardan biri de Güler Zere.

Bir iki gün önce Mavioğlu gazetemizde yazmıştı: “Ağıziçi ve boynundaki kanserli tümörler nedeniyle damağı alınan ve tedavisinin cezaevi koşullarında mümkün olmadığı Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı’nın raporuyla belirlenen Güler Zere’nin cezasının ertelenmesi başvurusunun hasıraltı edildiği iddia edildi. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi adına Elbistan Başsavcılığı’na dilekçeyle başvuran avukat Taylan Tanay, Elbistan Cumhuriyet Savcısı Orhan Irmak’ı Zere’nin cezasının ertelenmesi yönündeki başvurusunu işleme koymayarak ‘Kasten adam öldürmeye teşebbüs etmek’le suçladı.”

Güler Zere, 37 yaşında. 14 yıldır tutuklu.

Malatya 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce verilen 34 yıllık hapis cezasının infazını çekmek üzere Elbistan E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeyken kanser hastalığına yakalandı. Hastalığının teşhis ve ilk tedavisi Çukurova Üniversitesi Balcalı Araştırma Hastanesi’nde yapıldı. Oradan Adana Karataş Kadın Cezaevi’ne sevk edildi.

Avukatları, Zere’nin tedavisinin cezaevi koşullarında sürdürülemeyeceğini belirterek 12 Mart 2009’da Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdular. Başvuruda, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 16. maddesi uyarınca Zere’nin cezasının ertelenmesini istediler.

Söz konusu maddeye göre, tıbben tedavisine olanak bulunmayan veya tedavisi uzun sürebilecek hastalık durumlarında cezanın hastane mahkûm koğuşunda infazı, hükümlünün hayatı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa cezanın infazı geri bıraktırılması gerekiyordu.

Adana Cumhuriyet Başsavcılığı, bu talep üzerine Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan rapor istedi. 22 Haziran 2009’da hazırlanan rapor şöyleydi:

“Evre 4 malign oral kavite karsinomu nedeniyle ağır özürlü sayıldığı yaşamının ağır risk altında olduğu, şahsın bir başkasının bakım ve gözetimine muhtaç olduğu, radyoterapi de içerecek yoğun ve ağır bir tedavi gerekebileceğinden bu koşulların sağlanabileceği bir sağlık kuruluşunda tedavi ihtiyacı olduğu cezaevi koşullarında bu bakım ve tedavinin sağlıklı olarak yerine getirilmesinin mümkün olmadığı, belirtilen nedenlerle iyileşinceye kadar hapis cezası infazının ertelenmesinin uygun olacağı...”

Bu raporun aynı gün Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiş olmasına rağmen Zere hâlâ serbest bırakılmadı.

Bu arada Adana Cumhuriyet Başsavcılığı boş durmadı elbet.

‘Zere’nin durumunu ortaya koyan dosyanın Elbistan’da olduğu için başvurunun Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılması gerektiği’ yönünde itirazda bulundu.

Avukatlar aynı gün Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığı’na faks dilekçe ile başvurdu.

Lâkin Elbistan’dan ses soluk yok. Başvurunun akıbeti ile ilgili olarak avukat Tanay, suç duyurusunda bulundu. Bu başvurunun kaybolmuş ya da kaybedilmiş olduğunu iddia ediyor. Yani kasıt olduğunu.

Zere’nin sağlık durumuyla ilgili beş ayrı rapor var. Zere’nin “ağır özürlü” olduğunu belirten. Ama şimdinin moda terimiyle ‘rövanşist’ devletin şanlı bir neferi olan Elbistan Cumhuriyet Savcısı Orhan Irmak onu 28 saatlik bir yolculukla İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sevk ediyor.

Zere’nin avukatı Tanay da savcıyı ilk başvuruyu kasten göz ardı etmekle suçluyor.

Cezaevlerinde sağlık

Siirt E Tipi Cezaevi’nde geçen sene, gene temmuz ayında Ali Çekin, tedavisi engellendiği için hayatını kaybetmişti.

İnsan Hakları Derneği’nin 2008 raporundan cezaevlerinde sağlık sorunları açısından gelen şikâyetlerin dökümünü özetleyerek veriyorum:

* Cezaevlerinde ölüm aşamasında olan hasta mahpusların tedavilerinin yapılmadığı, yetkili makamların bu mahpusları ölüme terk ettiği,

* Cezaevlerinde yatalak vaziyette olan ve kendi ihtiyaçlarını bile karşılayamayan bu insanların hastanelerde bakımının yapılması önünde engeller çıkarıldığı,

* Cezaevi yetkilileri ve özellikle jandarmanın, ciddi sağlık sorunu olan kişileri hastanelerde mahkûm koğuşları olmamasını gerekçe göstererek tedavi ettirmediği,

* Cezaevlerinde yeterli sayıda doktor kadrosu olmaması ve bu gerekçeyle sağlık sorunları olan mahpusların tedavilerinin zamanında yapılamadığı, doktorun cezaevine geleceği gününü beklemesinin söylendiği,

* Cezaevlerinde geceleri doktor bulunmamasından dolayı mahpusların rahatsızlıklarında jandarmanın hastaneye götürmede sorun çıkardığı,

* Cezaevi doktorunun çoğu hastalıkları psikolojik kabul ettiği ve hastaneye sevkte zorluk çıkardığı,

* Hastaneye sevkte jandarmanın özellikle doktor kabulünde kelepçeyi çıkarmadığı,

* Mahpusların tedavisini yapan doktorun kelepçeli tedaviyi kabul etmesi icin mahpusa baskı uygulandığı,

* Özellikle kadın mahpusların jinekolojik tedavileri yapılırken jandarmanın odadan çıkarılmadığı,

* Cezaevindeki sağlık memurunun gece kalmamasından kaynaklı ilaç vermede sorun yaşandığı,

* Cezaevi doktoru tarafından verilen ilaçların çoğunlukla ağrı kesici olduğu ve yeterince kendileriyle ilgilenilmediği,

* Hastaneye ameliyat ve fizik tedavi için götürülen hastalara bilgi verilmeden yeniden cezaevine getirildikleri,

* Uzun süreli cezaevinde bulunan mahpuslarda cezaevinin ve odaların fiziki yapısından kaynaklı görme ve duyma, mesafe algılamada ciddi rahatsızlıkların başladığı,

* Mahpusların sağlık sorunları gerekçesiyle verilen rejim yemeklerinin rejim yemeği olmadığı sadece diğer mahpuslara verilen yemeklerin salçasız şekilde getirildiği,

* Cezaevinde yaşanan ölüm olayında cezaevi doktoru ve cezaevi yetkililerinin çelişkili ölüm beyanları verdikleri,

* Yasamsal sorunu olan hastaların tam teşekküllü hastanelerin bulunduğu illere sevkinin yapılmadığı,

* Yatalak durumda olan hastaların hastaneye sevk edilişinde uygun olmayan cezaevi ring araçları ile götürüldüğü,

* Yaralı olarak cezaevine getirilen mahpusların tedavilerinin yapılamadan hücreye konulduklarını biliyor muydunuz?

Resmi kurum ve yetkililer, mahpusların yeterli düzeyde sağlıklı yaşam koşullarına ve tıbbi bakıma erişimini sağlamakla yükümlüdür.

Uluslararası standartlar, cezaevinde sağlanan tıbbi bakım hizmetinin, cezaevi dışındaki olanaklarla eşit olması düsturu üstüne oluşturulmuştur.

Komitesi’ne göre; “Cezaevlerine gelişlerinde hükümlülere, sağlık bakım hizmetinin varlığı ve işleyişi hakkında bilgi veren ve hijyenle ilgili temel önlemleri hatırlatan bir kitapçık veya broşür verilmesi faydalı olacaktır”.

Komite, ayrıca “Tutukluların gözetim altında bulundukları süre boyunca, tutukluluk sürelerinden bağımsız olarak her zaman bir doktora erişim haklarının bulunması gereklidir.

Sağlık hizmetleri, doktora danışma talepleri gereksiz gecikme olmadan karşılanacak şekilde düzenlenmelidir.” diyor.

Bizim de haykırmamız gerek. Cezaevlerinde can çekişen insanlarımızı tahliye edin!

Onların yaşam hakkını gasp etmeyin!

Onlar sandığınız kadar kimsesiz değil, bunu da iyi bilin!

Yıldırım Türker

13 Temmuz 2009 - Radikal


Kapatılma ve İktidar

Bir cezalandırma biçimi olarak düzenli kapatma uygulaması ve hapishane sistemi esas olarak on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda ortaya çıkar. Daha önceki monarşiler sert ve baskıcı niteliklerine rağmen toplum üzerinde yaygın bir kontrol sağlayamamıştır. Birtakım yasalar vardır ama bunlar ne keyfi krallık yönetimi ne de halk tarafından umursanır. Öte yandan gümrük, ticaret vb. konularda yasaları ihlal eden burjuvazi, vergi kaçıran köylülere karşı hoşgörüyle yaklaşır. Suçlular genellikle adaletten kaçar, ancak yakalandıklarında da konulacakları bir hapishane yoktur. Aynı şekilde deliler de toplum içinde serbestçe dolaşırlar, on dokuzuncu yüzyılda kurulacak olan akıl hastaneleri gibi yerlere kapatılmamaktadırlar henüz.

On sekizinci yüzyıl sonu ve on dokuzuncu yüzyılda kapitalizmin gelişmesiyle birlikte toprağa bağlı nüfus kentlere göçüp fabrikalarda çalışmaya başlar. İşgücünün serbest dolaşımına eşlik eden sosyal ve politik hareketlilik burjuvaziyi ürkütür. Burjuvazinin mülkiyetindeki üretim araçlarının, makinaların proleter sınıfın elinin altında olması toplumun denetim altına alınmasını gerekli kılar. Köyden gelip fabrika disiplinine alışamayan, işten kaytaran işçilerin disipline edilmesi, eğitilmesi, üretim aygıtına sıkı bir şekilde bağlanması, düzenli, hiyerarşik, otoriter bir şekilde işleyen fabrika içine kapatılması gerekir. Aynı disipliner süreç içinde öğrenciler yeni kurulan okullara, askerler kışlalara, deliler akıl hastanelerine, suçlular hapishanelere kapatılır. On dokuzuncu yüzyılda hapis, cezalandırmanın genel bir biçimi haline gelir. Eski toplumda olağan sayılan gezginlik, serserilik, göçebelik burjuva iktidarınca hoş görülmez. Her vatandaşın sürekli olarak oturduğu sabit bir ikametgâhı ve düzenli bir işi olması toplumsal denetimin önemli bir koşulu haline gelir. Evlere numara verilir, toplumun yaşamı idari ve polisiye olarak kayıt altına alınır.

Kapitalizmden önce kanunsuzluk ve suçluluk toplumsal hayatın hoş görülen boyutlarıydı. Neredeyse herkes bir ölçüde yasadışı bir hayat sürmekteydi. Suçluyu toplumsal sözleşmeyi bozan bir iç düşman olarak gören anlayış burjuva toplumuyla ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşıma göre suçlu, toplum dışı bir yaşam süren kişidir ve bu haliyle bir toplum üyesi, bir yurttaş olarak kabul edilemez. Toplumu bu tür kişilere karşı korumak için cezalandırılmaları, hapsedilmeleri gerekir. Burjuva toplumunda hapis, suçluları, dış dünyadan, toplumdan izole etmenin bir aracıdır. Hapis cezası "eşitlikçidir" çünkü bireyi "özgür zamandan" yani "vakit nakittir" anlamında bir zamandan yoksun bırakır. İşlenen suça bağlı olarak hapis cezasının süresi hesaplanır. Bazı hapis cezalarının paraya çevrilebilmesi para ve zamanın kapitalizmde nesnel ölçütler haline geldiğinin bir göstergesidir. Aynı zaman ölçütü emek sürecinde, işgücünün karşılığı hesaplanırken de gündeme gelir. Emek zamanının karşılığı ücretse, ceza zamanının karşılığı hapistir.

Kapitalizmin tarihi nesnel, herkese uygulanabilir evrensel doğruların, kuralların oluşturulmasının tarihidir. Hapis cezasının ölçülebilmesi nasıl nesnel bir zaman ve hukuk anlayışının oluşmuş olmasını gerektiriyorsa "normalliğin", "sağlıklılığın" ölçülebilmesi de nesnel bir hakikat düşüncesini, bilim ve aklın yasaları tarafından onaylanan evrensel doğruları gerekli kılar. Tıp bilimi anormal, sapkın olarak tanımladıklarına akıl hastanesinin yolunu gösterirken, hukuk bilimi de suçlu addettiklerine hapishanenin yolunu gösterir. Aydınlanmanın, ilerlemenin özgürlükçü olduğunu iddia eden sosyalist varsayımların aksine hapishane ve ceza ekonomisi Aydınlanmanın, bilimciliğin, rasyonalizmin doğal sonucudur. Nesnel hakikat düşüncesinin iktidar olduğu her yerde hapishane vardır.

On dokuzuncu yüzyıl kapitalizmi toplumun büyük ölçekli, merkezi, hiyerarşik, otoriter kurumlar içine kapatılarak denetlenmesini beraberinde getirmiştir. Bu denetim kaba ve disiplinerdir. Toplumu hareketlilik aracılığıyla değil, hareketsizleştirerek, kapatarak kontrol etmeyi hedefler. Aynı sistem kadını da baskı altına alarak aile yapısı içine hapseder. Cinsellik de yasakçı bir zihniyetle kapalı kapıların ardına itilir. On dokuzuncu yüzyılda toplumsallaşma; bedenlerin denetimi, gözetimi, bükülmesi ve kırılması pahasına gerçekleşmiştir. Bu yüzyıl vücutlar üzerinde uygulanan bir siyasal fizik veya toplumsal ortopedi süreci olarak tanımlanabilir. Kapitalist üretim ilişkilerinin toplum yaşamı üzerinde yarattığı tahripkâr sonuçların devlet tarafından denetlenme çabası bir dışlama mekanizmasını gerekli kılar. Suçlular toplumdan tecrit edilir, hapsedilir. Hapishaneden çıkanın toplum içine yeniden kabulü çok zordur. Öte yandan toplumda suçluluğa karşı duyulan korku iktidarın, polisin halk üzerindeki denetiminin artmasına zemin hazırlar.

Kapitalizmde yasallığın, yazılı hukukun kural olduğu, yasadışılığın arızi veya tesadüfi olduğu düşüncesi bir yanılgıdır. Kapitalizm nasıl sadece rasyonel bir sistem değil aynı zamanda irrasyonel bir sistemse, aynı şekilde hem legaliteyi hem de illegaliteyi içinde barındırır. "Yasal boşluklar" denilen şey aslında sistemin illegaliteye olan ihtiyacının açık bir göstergesidir. Yasal olmamasına rağmen uyuşturucu, kadın ve silah ticaretine göz yumulur ve oluşan rant mafya ve iktidar grupları arasında paylaşılır. Öte yandan düzen karşıtlarına karşı uygulanan cezalar, sistemin içinde kalarak yolsuzluk yapanlara oranla daha ağırdır. İktidar gizli servis faaliyetleriyle, olağanüstü hal uygulamalarıyla hukuk sisteminin kısıtlamalarından kurtulma imkânını her zaman elinde tutar.

Batı'da İkinci Dünya Savaşı'na kadar süren dönem bir kapatılma dönemiydi. 1960'lardan itibaren bu kez bir "açılmaya" tanık oluyoruz. On dokuzuncu yüzyıldan farklı olarak işçiler büyük üretim içinde çok uzun saatler kapatılmıyorlar. Büyük üretim yerini periferilere kaydırılan esnek, küçük ölçekli üretime bırakıyor. Çalışma saatleri azalıyor ve esnek hale geliyor. Bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler sonucu iş eve taşınabiliyor. Eskiden toplumsal şekillendirmenin önemli bir aracı olan büyük ordu, yerini profesyonel, küçük ordulara bırakıyor. Kadının aile içine kapatılması son buluyor, kadınlar iş hayatına ve sosyal hayata aktif bir şekilde katılıyor. Eğitim de eski katı, disipliner yapısından uzaklaşarak daha esnek hale geliyor. Akıl hastaneleri hâlâ var ama hastane dışı terapi gündelik hayatın sık rastlanan bir unsuru haline geliyor. Deyim yerindeyse, postmodern toplum düşük yoğunluklu bir terapi altında yaşıyor. Hapishanelere gelince, en az yumuşama bu alanda görülüyor. Sistemin asimile edemediği, toplumun marjında yaşayan "suçlu" bir kesimin tehdit edici varlığı hapishanelerin "açılmasını" engelliyor. Bununla birlikte sivil toplum kuruluşlarının girişimleri sonucu hapishanelerdeki koşullarda bazı iyileşmeler sağlanabiliyor.

Eskinin kapatmacı kurumları postmodern toplumda yumuşasalar da, toplumsal denetime yönelik işlevleri değişmeden sürüyor. Öte yandan yeni sistem, toplumu kapatıp hareketsiz bırakarak denetlemek yerine, onu açık alana, hareketin, hızın, tüketimin alanına sürerek denetlemeyi amaçlıyor. Kapatma yerine toplumu kuşatan ağ yapı içine dahil ederek gerçekleştirilen bir kontrol söz konusu burada. Şeffaflığı şiar edinen postmodern toplum, kapalı olanı, görünmeyeni vitrine çıkararak tüketimin bir parçası haline getiriyor. Özdenetimi yüksek, eğitilmiş bir tüketiciler kitlesi, hayatlarının dışında bulunan merkezi-bürokratik bir iktidarın zorunlu kapatması altında yaşayan "tekinsiz" bir halka göre sisteme daha çok güven veriyor. Yeni düzen kitleleri tüketim alanına birbirlerinden yalıtılmış bireyler olarak çekiyor. Görünürdeki bu iletişimsiz açılmaya, evlerinde televizyon izleyen yüz milyonlarca bireyin gönüllü, iletişimsiz kapanması eşlik ediyor. Postmodern iktidar, düzenli tüketici/yurttaş yapamadıklarını dışlıyor; onları gözden ırak gettolarda, varoşlarda yaşamaya mahkûm ediyor. Sistemin gündelik işleyişi açısından tehlike oluşturanları ise hapishanelere dolduruyor.

Yaşar Çabuklu Özgürlükçü Düşüncenin Peşinde "Kapatılma ve İktidar", s. 9-12

16 Mart 2009 Pazartesi

Kırıklar'da Süresiz Açlık Grevi...

İzmir'de Kırıklar 1 No’lu F Tipi Hapishanesi'nde bulunan Misbah Aktaş isimli adli tutsak, maruz kaldığı keyfi uygulamalar ve hak gasplarının sona erdirilmesi talebiyle süresiz açlık grevine başladığını duyurdu.

Misbah Aktaş daha önce de (9 Eylül- 28 Ekim 2008 tarihleri arasında) açlık grevi yapmış ve hapishane yetkililerinin “durumunun iyileştirileceği” sözü üzerine 50. gününde açlık grevine son vermişti. Ancak verilen sözlerin yerine getirilmesi bir yana hapishanede hak gasplarının daha da artması üzerine; Misbah Aktaş'ın, İşkence, kötü muamele ve hak ihlallerine son verilmesi, sohbet hakkının kullandırılması, ziyaretçilerine yönelik keyfi ve rahatsız edici uygulamalara son verilmesi, ziyaret günlerinin değiştirilmesi talepleriyle 12 Mart'ta süresiz açlık grevine başladığı öğrenildi.